Perşembe, Kasım 02, 2006

fıkralar

Fıkralar

DOKTOR
Doktor hastasını telefonla arar ve hastasına bir kötü birde çok kötü haberi olduğunu söyler. Daha sonrada ilk önce hangisini söylememi istersiniz diye sorar. Hasta ilk önce kötü haberi duymak istediğini söyler. Doktor hastaya "Tahlillerinizi aldım ve ne yazık ki 24 saat ömrünüz kaldı." der. Hasta yıkılmıştır. Doktora sorar "Daha kötü haber ne olabilirki ?" Doktor "Dünden berisizi arıyorum ama telefonunuzu daha yeni düşürebildimAdamin biri is basvurusunda bulunmus. orusmeyecagirmislar. Gorusmesonuna dogru vasat bir tip olanadama firma yoneticisi sormus :
-"Peki, beklentilerin ne maddi olarak?"
Adam saymaya baslamis :
-"Oncelikle bir araba istiyorum, ayrica su anda
oturdugum daireninkirasini da sirketin karsilamasini
istiyorum.Maas olarak da $:3.000 uygunolur....
Sirket yoneticisi adami dinlemis ve ;
-"Biz sana son model bir Cherokee ve bir villa
verecegiz, ayricamaas olarak da $:5.000 dusunuyoruz"
demis.
Adamin gozleri yerinden firlamis :
-"Saka yapiyorsunuz" demis.
Sirket yoneticisi cevabini vermis :
-" Once siz baslattiniz."

TUTUKLAYACAKMIŞ
Albay, binbaşıya :
-Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Bende orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi verecegim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz .O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün. Binbaşı, yüzbaşıya :
-Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır. Yüzbaşı, teğmene :
-Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen, başçavuşa :
-Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kiyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir. Basçavuş, askere :
-Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim techizat ile hazır olun.Askerler kendi aralarında :
-Yarın sabah bizim basçavus Albayı tutuklayacakmış.

ANNENİZ NE DİYOR?
Çok genç bir İngiliz subayı, general olan babasının yanında yaverdi, yaşlı bir albaya emri iletmekle görevlendirildi
-Babam birliğinizi şu karşıki tepenin yamaçlarına çekmenizi söylüyor, efendim, dedi.
Yüzü moraran albay da şöyle dedi :
-Demek öyle söylüyor!Peki anneniz ne diyor?!..

BİSKÜVİ
Acemi er, levazım başçavuşuna yakınır :
-Başçavuşum, bize yemekte ördek böreği verdiler.Yemin ederim ki, içinde bir gram bile ördek eti yoktu.
-O halde? diye yanıtlar başçavuş.Sen hiç asker bisküvisi yedin mi?
-Şey...yani evet, başçavuşum.
-İçinden hiç asker çıktı mı, ulan!

BOŞU BOŞUNA
İki komutan aralarında konuşmaktadırlar, senin emir erin mi akıllı benim emirerim mi akıllı. Sonunda test etmeye karar verirler.
1. Komutan :
-Oğlum Memet gel buraya.
Mehmet :
-Emret Komutanım.
1. Komutan :
-Oğlum al şu 100.000 TL. yi pazardan 3 kilo elma, 4 kilo portakal, 2 kilo domates, 4 ekmek al ve eve yengene teslim et, paranın üstünüde bana getir.
Mehmet :
-Emredersin Komutanım, der ve çıkar.
2. Komutan :
-Oğlum Hasan gel buraya.
Hasan :
-Emret Komutanım.
2. Komutan :
-Oğlum git bak bakayım ben askeri gazinodamıyım değilmiyim, orada isem kumar oynuyormuyum oynamıyormuyum, oynuyorsan kardamıyım zarardamıyım öğren de gel evladım.
Hasan :
-Emredersin Komutanım, der ve o da dışarı çıkar bakar Mehmet dışarda sinirli sinirli volta atmaktadır.
Hasan :
-Hayrola Mehmet?
Mehmet :
-Bizim komutan bana 100.000 TL verdi, pazardan 3 kilo elma, 4 kilo portakal, 2 kilo domates, 4 ekmek al ve eve yengene teslim et, paranın üstünü de bana getir, dedi. Yahu bu adam taş devrindemi yaşıyor yahu bu devirde 100.000 lirayı dilenciye versen sana küfür ediyor yahu.
Hasan :
Yahu oda birşeymi ya bizim komutana ne demeli, bak bana ne emir verdi "Oğlum git bak bakayım ben askeri gazinodamıyım değilmiyim, orada isem kumar oynuyormuyum oynamıyormuyum, oynuyorsan kardamıyım zarardamıyım öğrende gel" yahu bu adamın her tarafı komutan olsa ne olur, sen artık komutansın yahu insan biraz düşünür, o kadar yıl okumuşsun insan biraz kafasıı kullanır bana neden böyle bir emir veriyorsun, elinin altında telefon var aç gazinoya sor beni neden boşu boşuna oraya kadar yoruyorsun değilmi ya...

DEMOKRASİYİ SAVUNUYORUM AMA...
Manevra varmış.Mehmet elde tüfek yerde yatıyormuş.Komutan gelip sormuş :
-Düşman önden gelirse ne yaparsın?
Mehmet cevaplamış.Şu yandan, bu yandan, arkadan gelirse, diye tekrar sormuş komutan.Mehmet bunları da cevaplamış.
Komutan en sonunda :
-Ya düşman tepeden gelirse? deyince.
Mehmet'in bu soruya cevabı :
-Bu memleketin tek askeri benmiyim komutanım! Olmuş

ASMAK
Dursun evinden çıktığında birde bakar ki komşusu Temel kendini belinden ağaca asmış halde duruyor.Hemen gidip ipi ağaçtan çözer.Komşusunu ağaçtan indirdikten sonra merakla sorar :
-Ha sen ne yapayudun öyle?
-Hiç kendimi asaydum...
-Ha uşağum, penum pildiğum insan poynundan asılayi.
Temel üzgün ve çaresiz bir halde komşusu Dursun'a baktıktan sonra cevap verir :
-Ben de öyle yapmişudum.Ama ipu poynima pağladığum zaman bi türlü nefes alamayrum.
bakiyormus. "Evrim ne güzellikler yaratiyor!" diye düsünüp mest
oluyormus.
Birden arkasinda kocaman bir ayi belirmis ve onu kovalamaya baslamis. Adam
bütün gücüyle kaçiyormus ama her arkasina bakista ayinin daha yaklasmis
oldugunu farkediyormus. Dakikalarca süren bir kaçisin sonunda adamin ayagi
yerdeki dala takilmis, ayi adamin üzerine atlamis, pençesini kaldirmis. Tam
vurmaya hazirlanirken adam "TANRIM!!!" diye bagirmis.
Bir anda zaman durmus, ayi donmus, ormandaki nehir bile akmaz
olmus.Bir anda orman kararmis ve gökyüzünden bir isik hüzmesi adamin
üzerine parlamis. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama: "Yillarca bana
inanmadin, yaratilisi kozmik bir kazaya bagladin, sana bu durumda yardim
etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymaliyim?"demis. Adam
utanç içinde:
"Biliyorum bunca yildan sonra dindar biri olmayi istemem haksizlik, ama
belki AYIYI dindar yapabilirsiniz." demis. Ses: "Peki." diye
karsilik vermis ve isik kaybolmus.
Nehir tekrar akmaya baslamis. Hersey eski haline dönmüs.
Ayi pençesini indirmis, iki pençesini de göge dogru çevirmis, ve konusmaya
baslamis:
"Allahım, senin rizkinla orucumu açiyorum, hamdolsun verdigin nimetlere."

ALAH'IN KEMALİ
Bir mecliste Kuranı Kerim'den söz açılmıştı.Kuran'ın eşsizliginden ve olağanüstü bir eser olduğundan bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışarak :
-Evet, Allahın kelamı cidden eşsizdir. Ama, yazısı biraz karışıktır!,...der.
Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar :
-Karışık mıdır, nerden biliyorsun?
Bektaşi acınacak bir tavırla cevap verir :
-Alnımın yazısından!

ALLAH ŞİMDİ NE YAPIYOR?
Bir gün yolda yaya giden bir Bektaşinin önüne bir atlı çiktı :
-Baba, dedi, bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?
Bektaşi yanıt verdi :
-Elimden gelen bir şeyse, hay hay, oğlum.
-Şunu öğrenmek istiyorum : Şu anda Allah ne yapıyor?
Sualin münasebetsizliğine içerliyen derviş, hic belli etmemiş :
-Yanıt veririm ama, bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.
-Neden?
-Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!
Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş.
Adam:
-Hadi, demiş söyle bakalim. Allah şimdi ne yapıyor?
Bektaşi :
-Ne yapacak, demiş, atı senin gibi budalanın elinden alıp, benim gibi akıllıya veriyor, deyip atla uzaklaşmış

BEKLİYORUM
Canlardan birine, Ramazanda sormuşlar :
-Erenler kaç tane oruç tuttun?
-Henüz nasip olmadı.Tuzak kurdum bekliyorum.

BEKTAŞİ BU YA...
Müthiş bir fırtına patlamıştı.Yolcuların hepsi perişan durumdaydı.Bunların arasında bir de Bektaşi vardı.
Baktılar, Bektaşi, Allah'a yalvarıp yakarmaya başlamıştı :
-Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç adıyorum.Yeter ki fırtına dinsin...
Bektaşi'nin yakarması kaptanın tuhafına gitmişti :
-Hayret! Hiç adını bildiğin bir evliya yok mu?
-Yok olur mu, elbette var! diye cevap verdi Bektaşi.Var da, hepsini birer kez aldattım...

BEKTAŞİ VE SOFU
Koyu sofu bir adamcağızla Bektaşi, bir başka kente gitmek üzere bir kervana katıldılar. Sofu, ikindi üzeri namaz kılacağını söyledi. Bektaşi :
-Geç kalırsan kervanı kaçırırsın ; onun için sünneti bırak da yalnız farzı kılıver, diye öğüt verdi.
Bektaşi'nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde konakladılar. Ertesi sabah sofu, Bektaşi'ye sitem etti.
-Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyama Peygamber Efendimiz girdi.
Bektaşi adamın sözünü ağzına tıkadı :
-Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak rüyana bu kez Tanrı girsin!

BAKIN BEN GİRİYORMUYUM
Bektaşinin biri caminin önünden geçerken bir bakmış caminin içindekiler bir eşeği ellerinde sopalar dövüyorlar. Bektaşi hemen araya girip :
-Bu eşeği neden dövüyorsunuz?, diye sorar.
Cemaat bektaşiye dönerek cevap verir :
-Allahın evine girdi de ondan.
Bektaşi hemen cevabı yetiştirir :
-Ya kardeşim o tabiki girer.O nun aklı yok fikri yok.Bakın ben giriyormuyum

BİRBİRİNE KARIŞTIRDIN
Bektaşi'nin bir uyuz eşeği ile besili bir ineği varmış...İnekten süt sağıp satıyor, kazandığı paranın yarısıyla uyuz eşeğe arpa alıyormuş.Eşek bir işe yaramıyormuş.Bir gün dayanamayıp dua etmiş :
-Ey yüce Allahım, beni şu eşekten kurtar!
Ertesi sabah ahırın kapısını açmış ki ne görsün?İnek ölmüş eşek kalmış...
Bektaşi o hırsla sokağa fırlayıp milleti başına toplamış :
-Ey ahali şu yerde yatan nedir?
-İnektir!
-Ya şu ayakta duran uyuz?
-Eşektir!
Bektaşi açmış ellerini yukarıya :
-Ey ulu Allahım, sana kırk yılda bir ricada bulunduk, onda da eşekle, ineği birbirine karıştırdın

BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ
Adama sormuşlar :
-Kaç gün oruç tuttun?
-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!
Aynı soruyu, orada bulunan Bektaşiye sorunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :
-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!

BİTSİN BU DAVA
Bektaşi'nin birine konuk gelecekmiş. Bektasi konuğu nasıl ağırlar..Elde yok, ayakta yok.. Mahçup olmak da istemiyor...Komşusu Yahudi'nin bir sürü keçisi varmış...Onlardan birini çaktırmadan alıp kesiyor...Ama çaktırmadığını sanan kendisi...Yahudi, ağacın arkasından gözlermiş durumu...Diyor ki kendi kendine, "Kadıya gitsem.. Kadı Müslüman, o Müslüman, ben Yahudi.. Davayı kazanamam. Hadi kazandim, Bektaşi'nin nesi var ki, ondan alıp bana versin...Biz artık Allah'ın huzurunda hesaplaşırız...Yillar geçiyor.Yahudi, Allah'ın huzurunda davacı oluyor, Bektaşi'den... Mahkeme kuruluyor..
Allah :
-Sen Yahudi kulumun keçisini kesmişsin, diyor Bektasi'ye...
-Kesmedim, diyor Bektaşi...
-Ben gözlerimle gördum diyor, Yahudi..
-Allahım, diyor Bektaşi... Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.
-Haklısın ama, diyor, Allah Ben her şeyi görürüm. Ben de gördüm, kestiğini...
-Allahım, diyor Bektaşi...Aynı mahkemede, hem şahit, hem hakim olunmaz...
-Gene haklısın, diyor Allah... O zaman getirin keçiyi ona soralım...
-Ne!... diyor Bektaşi... Keçi burada mı?...Ver onu o zaman bu Yahudi'ye...Bitsin bu dava..

TEMEL İLE DURSUN
Temel ile dursun ise basvurmuslar ve sirket bunlardan 8 adet vesikalik
fotograf istemis bunlar da tamam deyip dusunmusler ulan belden yukari 8
fotograf nasil bulacagiz. Neyse temel bir fikir atmis ortaya bir cukur
kazalim ve belimize kadar girer cektiririz.Dursun da evet ya bayagi bir
guzel fikir demis ve temele sen cukuru kaz bende fotograf makinasi
getireyim demis. Neyse dursun bir gelmis bir de ne gorsun temel 8 tane cukur
kazmis dursun hemen atlamis tabi "lan olum ne yaptin 8 cukura ne gerek
vardi"
ben zaten 8 tane fotograf makinasi getirmistim

ADAMIN BİRİ
Adamin isi varmis, Ankara'ya gidiyormus, tam ucaga binerken kulaginda bir
ses :"Binme, bu ucak dusecek!" Donmus, bakmis, kimse yok, ama icine de bir
kurt dusmus, binmemis.
Ikinci ucagi beklerken kara haber ulasmis :
- "Ucak dustu kurtulan olmadi!" Kosmus Haydarpasa'ya, bilet almis, tam trene
binecek, ayni ses kulaginda :
- "Binme bu trene, raydan cikacak!" Donmus, bakmis yine kimse yok, trene
binmemis, gelmis eve, sabah gazeteyi acinca tuyleri urpermis :
- "Tren Eskisehir'de raydan cikti su kadar olu, su kadar yarali... "
Allahina
sukretmis, kosup otobuse bilet almis, tam binerken yine o ses :
- "Bu otobuse binme, freni patlayacak!" Donmus yine kimse yok! Dayanamamis,
bagirmis :
- "Sen kimsin yahu ? "
"Ben senin iyilik meleginim !
"Adam iyice kizmis :- "Ulan evlenirken neredeydin!"

Ingiliz bir Fransiz bir de laz vampir havada ucuyorlarmis. Birden Ingiliz vampir asagiya dalmis ve bir dakika
sonra agzi burnu kan icinde cikmis. Diger vampirler "ne yaptin" diye sormuslar oda "su asagidaki evi
goruyormusunuz?" demis. Vampirler de "evet" demisler. "Iste o evde bir bir adam vardi, kani cok
lezzetliydi" demis ve uçmaya devam etmisler. Birden Fransiz vampir de asagiya dalmis ve o da kanlar icerisinde
geri gelmis. Digerleri ona da "ne yaptin?" diye sormuslar. O da "su asagidaki evi goruyor musunuz?" diye
yanitlamis,"evet" demis digerleri "onun yanindaki ahiri da goruyor musunuz" diye devam etmis.Yine "evet"
demisler. Fransiz Vampir devamla "iste orada cok guzel bir kisrak vardi onun kanini emdim cok lezzetliydi"
demis. Neyse vampirler ucmaya devam edmisler. Birden laz vampir de asagiya dalmis ve agzi burnu kan icinde
geri donmüs. Vampirler ona da sormuslar "sen ne yaptin" diye.Laz Vampirde "su asagidaki evi goruyor
musunuz?", "evet" demis digerleri "peki yanindaki ahiri goruyor musunuz?" diye sürdüsmüs laz, yine "evet"
diye yanitlamisler, "peki onun yanindaki diregi de goruyor musunuz? " diye yeniden sormus, digerleri yine
"evet" demisler Laz ic cekereke" ha BEN GORMEDIM"DE!" demis.

TANRI
Adam o gün isten kovulmus,
bakkala kasapa, manava her yere borç.Disari çikamaz hale gelmis. çor-cocuk evde aç.
gariban ne yapacagini bilmez halde 1 haftadir ailesiyle açliktan kivraniyor.
neyapayim ne edeyim derken ;
birden aklina bir fikir gelir,
-oturayim TANRI ma mektup yazayim,o benim halimden anlar ,bana acir ve yardim eder.
adama baslar mektup yazmaya.
-Tanrim halimi görüyorsun, bakkala manava, kasaba, arkadaslara heryere borç. vallahi disari cikamaz hale geldim.
ne olursun bana acilen 500,000 ,000 tl gönder de borçlarimi ödeyeyim ve aileme bakayim..
diye yazar ve zarfin üzerine TANRI-CENNET yazip postaya atar.
postada memurlar mektuplari Tasnif ederken bu ilginç mektupla karsilasir.
Biri
-arkadaslar su ilginç mektubu açalim ve okuyalim.Bakalim ne yaziyor.
postayi açarlar ve adama çook acirlar.
hemen aralarinda para toplamaya karar verirler.300,000,000 tl kadar toplayip adamin adresine postalarlar.
Postayi alan adam parayi görünce cook sevinir. ve Tanrisina çok tesekkur eder ve borçlarini dagitmaya baslar.
bakal, manav ,kasap v.s yerlere ugrar boclarini dagitir. sonra eve erzak alir ve cocuklarinin karnini doyurur.
bir müddet böyle idare eder.
fakat para daha sonra yetmez.adam iste bulamamistir.
ben en iyisimi tekrar Tanri ma mektup yazayim da bana para göndersin O benim halimden anlar bana acir ve bana para gönderiri der ve baslar mektup yazmaya.
Tanrim daha evvel gönderdigin parayi aldim sana çok tesekkur ederim. seni çok seviyorum. Fakat gönderdigin para yetmedi. Iste bulamadim . bana acilen 500,000,000 tl daha gönder.
yanliz parayi gönderirken bu üçkagitçi-sahtekar postacilarla gönderme.
daha evvel gönderdigin 500,000,000 tl nin
200,000,000 tl sini çalmislar. :))

5 MİLYON
Barda uzun süre tek başına içki içen adam bir süre sonra barmene "Biliyormusun, ben sol gözümü ısırabilirim" demiş Doğal olarak barmen buna inanmamış.
1,000,000 Lirasına iddiaya girmişler.
Adam, takma olan sol gözünü çıkarmış; ısırmış ve barmenin hayret dolu bakışları arasında parayı cebine atmış.
Bir kaç kadeh daha içtikten sonra adam gene barmene dönmüş ve "Biliyormusun" demiş;
"ben sağ gözümü de ısırırım!" Adamın tavırlarından kör olmadığını;
dolayısıyla öbür gözünün de takma olamayacağını düşünen barmen, parasını kurtarabilmek umuduyla hemen 1,000,000 sına iddiaya girmiş.
Adam sakin sakin takma dişlerini çıkarıp sağlam olan sağ gözünü de ısırmış.
Aradan bir kaç saat geçince, müşteri barmene "İki milyonunu kurtarmak için sana bir fırsat vermek istiyorum" demiş. "İki milyonuna iddiaya girerim ki bu oturduğum yerden taaa öbür köşeye yerleştireceğin bir bira şişesinin içine, bir damla bile etrafa sıçratmadan işeyebilirim.
" Barmen uzun uzun bu işin altında nasıl bir üç kağıt olabileceğini düşünmüş; bulamamaış ve iddiayı kabul etmiş. Salonun en uzak köşesine bir şişe yerleştirmişler ve adam işemeye başlamış.
Değil etrafa bir damla damlatmamak; ortalığı tam anlamıyla berbat etmiş. Barmen parasını kurtarmanın sevinciyle olduğu yerde zıplamaya başlamış. Biraz sakinleşince adama dönüp "Kesinlikle kaybedeceğini bile bile neden böyle bir iddiaya girdin?" diye sormuş. "Kaybettiğimi de nerden çıkardınız?" demiş adam; "Şu karşı masada oturan iki asık suratlı adamı görüyormusunuz?
İşte onlarla ""barın orta yerine işerim, barmen de sevinçten zıplar"" diye 5'er milyon lirasına iddiaya girdim".

TEMEL 2
Temel bilim adami iken bir arkeoloji arastirmalari konferansina davet edilir. Amerikalilar anlatmaya baslar;
-BİZ ülkemizde yaptigimiz kazilarda 25 metre asagi indik ve telefon kablolari bulduk.Oyleyse bizim atalarimiz
asirlar önce telefon kullanmislardir.
Sira Türkiye`ye gelir ve Temel baslar anlatmaya:
-Biz ülkemizde yaptigimiz kazilarda 50 metre asagiya indik ama hicbirsey bulamadik. Oyleyse bizim atalarimiz
telsiz telefon kullanmislardir. ******** Çok uzun yillar önce ameliyatlaryn açik havada yapyldigi bir dönemde Temel göz ameliyaty için masaya yatmis.
Doktor birini çikarip gerekli ameliyati yaparken gökten süzülen bir atmaca gözü kaptigi gibi havalanmiş.
Gözden ümidi kesen Doktor çaresizlik içinde kyvranyrken merada otlayan bir keçiyi görmüs,hemen kosup
bogazladigi gibi keçinin gözünü çikartip Temel'e takmis. Durumdan haberi olmayan Temelbir süre sonra
taburcu olmuş. Aylar sonra Temel Doktoruyle yolda karsılasmis. Doktor Temel'e sormu?
-Nasyl ameliyattan sonra gözünden memnunmusunuz ? Temel cevap verir,
-Allah razi olsun gözlerum iyi görii da yalniz habu sag gözümde bi tuhafluk var. Bir yesulluk gördim mi ayaklarum beni oraya çekiy.

TEMEL 3
Temel Sehirler arasi Yolculukta,
Temel araba kulaniyormus. Yoldaki yazilari okumaya baslamis.
"Yavasla 80 km." Temel hizini 80'e ayarlamis.
"Yavasla 60 km" Temel hizini 60'e ayarlamis.
"Yavasla 40 km" Temel hizini 40'a ayarlamis.
"Yavasla 20km" Temel hizini 20'ye getirmis.
Bu arada da iyice sinirlenmis. Daha sonra bir tabela daha gormus.
"Yavasla kasabasina hosgeldiniz"

TEMEL 4
Temel Trene binecek! Temel ve iki arkadasi istanbul'dan Trabzona'a gitmek üzere tren garina giderler ilk
Trabzon treni 1 saat sonradir,bileti alirlar.Ne yapalim bir saat diye düsünürken yemege gitmeye karar verirler.
yemekte sohbet,muhabbet saata bir bakarlarki 1 saati geçmis.Hemen kosarlar tren garina ama tren gitmis. Yine
bilet alirlar 1 saat sonrasi için. Ne yapalim vakiti nasilgeçirelim derken kahveye giderler. Çaylar kahveler
sohbetler uzar da uzar ve saate baktiklarinda 1 saat olmasina 5 dakika vardir. Hemen kosarlar gara ama trene
yetisemezler. Giseye gidip sorarlar yine Trabzon'a gidicek tren varms diye.Gisedeki adam ''bakin bu son tren
eğer bunuda kaçirirsaniz Trabzon'a bugün dönemzsiniz'' demis. Bileti almislar yine sikilmislar ne yapalimki
derken pastaneye gitmeye karar vermisler.Pastalar,kekler,çörekler muhabbet derken saate bir bakmislarki 1
saat olmak üzere hemen kosmuslar gara.Tren yeni hareket ediyor,içlerinden biri uzun ilk vagonu
yakalamis,digeri orta boylu son vagona tutmus. Tren gitmis,Temel oturmus yere baslamis gülmeye. Gise
memuru yanina gelmis.''Sen ne garip adamsin.3 treni kaçirdin, arkadaslarin gitti,sen kaldin,aglayacagina
gülüyorsun be adam.'' Temel :''Uy hemserum onlar beni geçirmeye geldiydu ben ona güleyrum''demis.



LAZ
Lazin biri elini beline koymus dalgin dalgin yuruyormus. Birinin
dikatini cekmis. Lazi seyrediyormus. Laz belediye otobusune binmis eli hala belinde, inmis yarim saat yurumus
eli hala belinde. Onu izleyen dayanamamis kosup, onune gecmis. Kardesim sen delimisin demis, laz.yooo demis
Adam, hastamisin demis laz, yine yo demis. Seni iki saattir izliyorum elin belinde yuruyosun demis. Laz bakmis,
"vay anasini karpuz dusmus" demiş.
TEMEL 5
Temel ingiltere`ye gidecekti. Onun icin bir arkadasindan ingilizce
hakkinda bilgi istemisti. Arkadasi turkce kelimelerin son hecesinin uzatilmasi seklinde
temel`e bilgi verdi. Temel ucaga bindi ve on dakika sonra hostesi cagirmak icin,
Hosteeees. O da ne hostes gelmisti. Temel ingilizce`yi sokmeye basladigini dusunuyordu.
hava alanindan cikti...Taksiiiii Vay be taksi de durmustu. Temel agir agir kendini kaptirdi...Hoteeeeeeel Otele
gitti. Odasina cikti, dus aldiktan sonra bara indi...Viskiiiii. Daha snra Londra sokaklarinda dolasmaya basladi.
Parkta bir adam gordu:
-Merhabaaaaa,nasilsiniiiiz?
Adam : -Iyiyiiiiim,sagoooooool
Temel: -Turk musunuuuuz?
Adam : -Eveeeeet
Temel : -Kardesim Turksun de neden iki saattir Ingilizce konusuyorsun

TEMEL 6
TEMEL, Bir binanın önünde durmuş, arkadaşarıda çatıya çıkmış.
Temel aşağıdan arkadaşlarına,
- Ula sen iki kolunu yana aç aşağı öyle atla demiş. Birincisi atlamış gümm.
- İkiciye sen sadece sağ kolunu yana aç, öyle atla demiş. İkincide atlamış gümmm.
- Üçüncüye, sen iki kolunu yanına yapıştır öyle atla demiş , oda atlamış, oda gümm.
Yoldan geçen bi adamın dikkatini çekmiş sormuş,
- Kardeşim siz ne yapıyosunuz Allah aşkına demiş.
Temel cevap vermiş,
Tetris Oynayuruz !

TEMEL 7
Temel Rize'de İş ve İşçi Bulma Kurumuna gitmiş." İsmim Temel aslan avcısıyım." Adam "Rize'de aslan yok ki" demiş. Temel : " Biz de ondan iş arıyoruz ya "demiş.

TEMEL 8
- Paluklar neden konuşmiyi temelciğum
- Paşini akvaryuma sok anlarsin, Fadimeciğum

TEMEL 9
Temel bilim adamı iken bir arkeoloji arastırmaları konferansına davet edilir. Amerikalılar anlatmaya başlar; -Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 25 metre aşağı indik ve telefon kabloları bulduk. Öyleyse bizim atalarımız asırlar önce telefon kullanmışlardır. Sıra türkiyeye gelir ve Temel başlar anlatmaya -Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 50 metre aşağı indik ama birşey bulamadık. Öyleyse atalarımız telsiz telefon kullanmışlardır.

TEMEL 10
Temel eczacılık fakültesini bitirmiş. Fakat eczane açacak parası yok, Girmiş bir eczaneye:
- Beyefendi sizde soğan var mı?
Adam Temel'i başından savmış.Temel bu durur mu? Hergün yeni saçma sorularla geliyormuş. Birgün eczacı Temel'e:
-Kardeşim senin derdin ne? -Burayı bana sat.
Eczaci kurtulmak icin eczaneyi satmış, birkaç gun sonra Eczaneyi satan adam içeri girmiş, Temel'e:
-Siz de soğan varmı? demiş...
Temel adama 'biz de soğan var ama senin reçeten var mı?'demis....

TEMEL 11
Bir Fıransız bir İngiliz ve bir de Temel bir gemi kazasından sonra ıssız bir adaya çıkarlar. İngiliz kumsalda bir lamba bulur. Fıransız bunun Aladdin'in lambası olabileceğini söyler ve lambayı ovuşturur. Gerçektende lambadan bir cin çıkar. "Ne dilerseniz dileyin benden" der. İngiliz "Ben ailemin yanına İngiltereye gitmek istiyorum" der. Cin isteyi yerine getirir. Sıra Fıransız'a gelir. Oda ailesinin yanına Fıransaya gitmek ister. Onun isteyide yarine gelir. Sıra Temeldedir. Temel biraz düşünür. Cin çabuk olmasını söyler. Temel etrafına bakar ve cin'e dileyini söyler. "Arkadaşlarımda gitti ben bu ıssız adada yalnız kaldım onun için arkadaşlarımı geri getirmeni istiyorum" der.

TEMEL 12
Temel şehre inmiş. Bakmış pencere kenarında bir papağan. İçinden: _Allah allah kuşa bak yav....demiş. Tabi bu arada papağan da Temel'in kendisine baktığını görüp: _Ne bakıyorsun hemşerim... demiş. Temel biraz şaskınlık biraz da saflıkla: _Afedersun hemşerum. Ben seni kus sandiydum.

TEMEL 13
Cimri bir kişi ölümü yaklaşınca oğullarını yanına çağırır.Üç oğlunada vasiyette bulunur . Ben ölünce hepinizin mezarıma tek tek birer milyar koymanızı istiyorum der. Adam öldükten sonra sırayla 1. ve 2. oğlu mezara gider ve birer milyar parayı mezara koyarlar daha sonra babası gibi parayı seven 3. oğluda mezara gider ve mezardaki paraları alır yerine babası adına bir 3 milyarlık çek koyar.

AKIL HASTASI
Akıl hastanesinde bir gün bir hasta bakıcıyı yanına çağırır. "Bana çabuk 5 şişe kola getir" der. Hasta bakıcı buna kızar ve hastaya beş tokat atar ve "al işte kolalarını" der. Aradan zaman geçtikten sonra yine aynı hasta, bakıcıyı yine çağırır. Bu sefer hasta bakıcıyı tokatlar."Bakıcı ne oluyor?" der. Hasta cevap verir. "Şişeleri getirdim abi".

ÖKSÜRÜK
Adamın biri çok kuvvetli öksürüyormuş, doktora gitmiş derdini anlatmış. Doktorda adama yanlışlıkla öksürük ilacı yerine müshil ilacı vermiş ve demişki:bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve yanıma gel. Adam bir hafta sonra gelince doktor: Öksürüğün nasıl oldu deyince, adamda: Cesaret edipte öksüremiyorumki,demiş.

ADAMIN BİRİ
Adamın biri bara girmiş. Garson, herkeze içki ver kendinede al demiş. İçkiler içilmiş garson hesap için gelince adam: Para yok demiş. Tabi garson bunu bir güzel dövüp dışarı atmış. Diğer akşam tekrar gelmiş ve yine garson herkeze içki kendinede al demiş ve sonuçta parası olmadığı icin yine dayak yemiş ve gitmiş. Bu üç akşam böyle devametmiş. Dördüncü gün yine gelmiş ve garson herkeze içki fakat bu sefer sen içme, içince sapıtıyor, sonrada kavga çıkarıyorsun.

ESPIRILER
Gülmek "SAFTIR" denme riskini göze almaktır.

Ağlamak ise "DUYGUSAL" görünme riskini...

Birine yakınlaşmak "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini gözem almaktır.

Sevdiğini söylemek "SEVİLENİ YİTİRME" riskini...

Duygularını açmak "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini göze almaktır.

Düşüncelerini söylemek ise "DOKUZ KÖYDEN KOVULMA" riskini...
Umutlanmak "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini göze almaktır.

Sevmek ise "KARŞILIK GÖREMEME" riskini...

Ama riskler alınmalıdır, çünkü hayatımızın en büyük riski hiç risk
almamaktır.

Çünkü Yaşamak "ÖLME" riskini göze almaktır.

Bir gün köy ahalisi köy kahvesinde bir yandan haberleri izliyorlarmis bir yandan da pispirik çeviriyorarmis. Içlerinden biri (Mustafa Abi) televizyonda Ecevit'i görmüs ve demis ki :
"Basbakan oldu yüzümüze bakmiyo. Eskiden böylemiydi be ! Etrafimda dolanirdi ! Hey bee, zaman ne çabuk geçiyor..."
Tabii kahvedekiler merakla sormuslar :
"Mustafa Abi ?? Sen nereden taniyosun Basbakani yahu ?"
Mustafa Abi istifini bozmadan cevap vermis :
"Üniversite yillarinda abilik ettim ona ! Az ekmegimi yemedi !! Gel gör ki simdi bizi unutmus baksana !"
Kahvedeki ahali inanmamislar tabii ki.
Mustafa Abi'de inandirmak için demis ki :
"Gelin ulan ! Meclisin önüne gidiyoruz. Çikista yakalayacagiz Ecevit'i. O zaman anlarsiniz yalan mi degil mi ??"
Hepbirlikte T.B.M.M.'nin önüne giderler ve çikista Ecevit'i yakalarlar. Ecevit hemen Mustafa Abi 'nin elini öpmeye kalkisir ve der ki :
"Abim, Mustafa abim ; kusura bakma basbakanlik bir dakika bos birakilmiyor ki ! Kusuruma bakma abi."
Mustafa abi kahve ahalisine söyle bir bakar ve ahalinin acayip sekilde etkilendigini görür. Baska bi gün gene kahvede ahali ile TV seyreden Mustafa Abi TV' de Süleyman Demirel'i görür ve der ki :
"Bu da öyle.Cumhurbaskani olunca kendini birsey zannetti. Hayirsiz çikti bu da !!
Ahali : "Hadi canim.Ecevit'i belki sans eseri taniyosun ama buna inanmiyoruz !!" der.
Mustafa Abi hemen ahaliyi toplar ve Çankaya'ya gider. Mustafa Abi'yi gören Demirel hemen Ecevit gibi Mustafa Abi'nin ellerine sarilir ve öpmeye kalkisir.Mustafa Abi
buna izin vermez tabi.
Demirel ekler: -Abi Vallahi billahi kusura bakma. Uzun yillardir göremiyodum seni. Tamda seni ziyarete gelecektim der.
Mustafa Abi tekrar ahaliye dönerek bir bakis atar ki artik ahalinin gözünde
peygamber kadar yükselmistir. Tekrar bi gün kahvede tv izlerken bu sefer tv
ye Clinton çikar.
Mustafa Abi söze baslar ve der ki :
"Ulan ne çabuk unuttun o sefalet dolu günleri ? Tabi zengin oldun , Amarika'ninda basina geçince unuttun bizi.. Hayirsiz herif!! Ahali bu kadarinin da fazla oldugunu
söyler ve digerlerinin belki bir sans eseri olabilecegine ama Clinton'u tanimasinin
imkansiz olduguna imece usülü karar verirler.
Mustafa Abi'nin tabii ki kafasi atar ve bazi köylüleri alarak Beyaz Saray'a giderler. Kapidaki görevliye Clinton ile görüsmek istediklerini söylerler.. Görevli de sadece
bir kisinin girebilecegini söyler. Köylüler düsünürler ve sadece Mustafa Abi'nin Clinton'u tanidigini söyleyerek Mustafa Abi'nin gitmesini isterler. Güvenlik Mustafa Abi'yi iyice arayarak içeri sokar. Saatler geçer ama kapidan kimse çikmaz .Köylüler sıkılır. Penceredende bakma olanaklari olamadigi için ordan geçen uzun boylu birine sorma karari alirlar. Sans eseri orada o anda Michael JORDAN geçmektedir.
Ingilizce bilen bir köylü Michael Jordan'a döner ve der ki :
"Ya Jordan Abi. Senin boyun uzun. Camdan içeri bakip neler oluyo, kaç kisi var bi baksana..
Jordan camdan bakar ve cevap verir :
"Vallahi ne oldugunu bilmiyorum. Içerde 6 kisi var. Biri Mustafa Abi, digerlerini tanimiyorum."



Bir karpuz tarlasi olan ciftci, her aksam tarlasina cocuklarin dadandigini
ve birkac karpuzun eksildigini farketti. Epey dusundukten sonra, tarlaya
bir
uyari levhasi koymaya karar verdi.
"Dikkat! Karpuzlardan birine siyanur enjekte edildi! "
Ertesi aksam karpuz yiyemeden kacan cocuklari keyifle izledi.
Bir hafta sonra, ciftci tarlasinda geziyordu. Karpuzlarini kontrol ederek
Eksik olmadigini dusunurken gozu kendi levhasinin yanina konan bir levhaya
ilisti.
"Simdi o karpuzlardan iki tane var !!!"
BÖCEK BACAĞI
Biyoloji dersinden yapılacak sınav için sınıftaki
herkez acayip çalışmış,
notlar fotokopiler havada uçuşmuş. Daha sonra
sınavın yapılacağı gün
gitmişler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok
sadece sıra sıra
mikroskoplar.

Hocada başlarında bekliyorken demiş ki, "Bu
mikroskaplarda lam'da bir
böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği
tanımak"

Tabi hemen itirazlar ama fayda etmemiş, hoca dediği
dedik. Öğrenciler
mikroskopların başına geçmiş. Ama bir şey
yapamıyorlar. En sonunda biri
dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış.

Hoca arkasından seslenmiş"Kimsin ulan sen, kapıyı
çarpıp çıkıyorsun?"

Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış"
Tanısana hadi lan tanısana
kim
olduğumu"

Cimri bir kişi ölümü yaklaşınca oğullarını yanına çağırır.Üç
oğlunada vasiyette bulunur . Ben ölünce hepinizin mezarıma tek tek birer milyar
koymanızı istiyorum der. Adam öldükten sonra sırayla 1. ve 2. oğlu mezara gider
ve birer milyar parayı mezara koyarlar daha sonra babası gibi parayı seven 3.
oğluda mezara gider ve mezardaki paraları alır yerine babası adına bir 3
milyarlık çek koyar.
DOĞU 1
DEHŞET FIKRALAR ELTİMGİLE GİDİYORUM
Erzurum'un trafik ışıkları yeni konmuş, ışıkların altında bir polis bekliyor ve halkın ışıklara uymasını sağlamaya yani bir çeşit trafik eğitimi vermeye çalışıyormuş.
O sırada, bakmış ki; bir kadın, elinde tuttuğu çocuğuyla, kırmızı yanarken karşıya geçiyor.Hemen seslenmiş :
-Hanım, hanım!Nereye?
Kadın dönüp :
-Vıy! demiş.Sana ne? Eltimgile gidiyorum.
EN İYİ VALİ
Adamın biri Erzurum'a vali tayin edilmiş.Gitmiş, görevi devralmış.Halkı ve çevreyi tanımak için çıktığı gezilerin birinde köy halkına sormuş :
-Şimdiye kadar Erzurum'a tayin edilmiş valiler içinde size en çok hizmet eden hangisiydi?
Köylünün biri cevap vermiş :
-Sizden iki önceki valiydi ; Mehmet Paşa.
-Yaaaa, öyle mi, peki size ne gibi hizmetler yaptı?
-Daha Erzurum'a gelirken, yolda, Bayburt'ta öldü!
GÖZLERİMİN İÇİ YENİ
İlk defa büyükşehire gelen bir köylü parkta iki sevgiliye rastlar, iki sevgili birbirlerine :
-Gözlerimin içinde ne görüyorsun, diye sorarak birbirlerine aşkı sevgiyi dünyanın bütün güzelliklerini diyerek konuşurlar. Bu konuşmalar köylünün çok hoşuna gider. Köyüne dönünce sabah karısına :
-Gız Hatce gözlerimin içinde ne görüyon, diye sorar.
Karısı köylünün yüzüne bir süre baktıktan sonra :
-Çapaaaak! der.
Nuray ÇUHACI
HAYIRHANA
Kürdün biri birgün köyden şehire gelmis. Gözüne kestirdiği birine sormuş :
-Kardaş burda hayırhane var mıdır?
Adam da :
-He kardaş vardır, demiş ve caminin yolunu tarif etmiş. Tam da cuma vaktiymiş.Bizim kürt biraz sonra soluk soluğa gelmiş :
-Kardaş ben hayırhana dedim sen beni katilhanaya yolladın. Gittim oraya oturdum, sonra biri kalktı dedi, dedi, dedi, dedi. Sonra öbürü kalktı oda dedi, dedi, dedi, dedi. Öbürü tekrar kalktı, dedi, dedi, dedi, dedi. Sonra millet galeyana gelip ayaklandı ben de dışarı zor kaçtım.
Mekki Kutlu
HO!" DİYEMEYECEK KADAR
Doğu köylerinden birinde, kış kıyamette, adamın birisi ölmüş.Köylüler cenazeyi kızakla mezarlığa götürüyorlarmış.Ama daha mezarlığa varmadan, kızak da, öküzler de çamura saplanmış.Köylüler uzaktan öküzlere bağırmışlar çağırmışlarsa da, kimse çamura girmeyi göze alamamış.
O sırada, birisi, bakmış ki; dirilerden hayır yok, ölüye seslenmiş :
-Ulan, öldün öldün de, öküzlere bir "Ho!" diyemeyecek kadar mı öldün, mübarek? İŞ İNADA BİNDİ
Ömründe hiç teravih namazı kılmamış olan bir yörük, bir gün, caminin önünden geçerken, adamın birisi :
-Namaz vakti nereye gidiyorsun? demiş.Sen müslüman değil misin?
Yörük ne desin?"Bari şu namazı kılıvereyim de öyle gideyim" diyerek camiye girmiş.Gelgelelim, aklı dışarıda, hayvanlarında.Üç beş rekat namaz kılmış, bakmış, biteceği yok.
Dışarı çıkıp oğluna seslenmiş :
-Oğlum, hayvanlara mukayyet ol.İmamla iş inada bindi.
İT KIRKIYORUM
Batı'nın "sinek avlamak" deyimi yerine, Doğuda "it kırkmak" deyimi kullanılır.
Berberin biri bir müşterisini traş ederken, yoldan geçen biri hal hatır sormuş :
-İşler nasıl?
Son zamanlarda işleri kesat olan berber cevap vermiş :
-Görüyorsun işte; it kırkıyorum.



DÖRDÜNCÜ MOTOR
Temel Reis , İdris reisle birlikte uçakla İstanbul'a gidiyormuş.Bir sarsıntı olmuş.Herkeste bir telaş...Pilot konuşmuş:
-Bir motorda arıza var.Ama meraklanmayın, üç motorla da gidebiliriz...
15 dakika sonra bir anons daha :
-Bir motor daha istop etti ama telaşlanmayın, iki motorla gideriz...
10 dakika sonra pilot üçüncü motorun da bozulduğunu ama tek motorla da gidebileceklerini söylemiş.
Temel Reis dayanamayıp:
-Ula Idris Reis, ister misun simti törtünçü motor da pozulsun da hepten havata kalalum...



Acaba Dünyada Zeki olan 2% Insandan biri misin?
Bu soruda hicbir sekilde Sasirtmaca yoktur, Tamamen mantiğa dayalidir.
Mantikli bir sekilde cözüme ulasilabilir. Bol Sanslar!!!

1-) 5 Tane ev var hepsi ayri renk.
2-) Her evde oturanin, ayri bir uyrugu var.
3-) Hepside ayri bir icecek iciyor, ayri bir hayvan besliyor ve ayri
bir marka sigara iciyor.
4-) Bu 5 insanin hicbiri öbürünün yaptigini yapmiyor. Yani sigarasi
ayri, icecegi ayri, besledigi hayvan ayri ve evi ayri.

SORU: BALIK kime ait?

Aciklamalar:
1-) Ingiliz kirmizi evde oturuyor.
2-) Isveclinin köpegi var.
3-) Danimarkali cay iciyor.
4-) Yesil ev tam beyaz evin solunda duruyor.
5-) Yesil evin sahibi kahve icmeyi seviyor.
6-) Palmall sigarasi icenin bir kusu var.
7-) Ortadaki evde oturan süt icmeyi seviyor.
8-) Sari evde oturan Dunhill sigarasi iciyor.
9-) Norvecli birinci evde oturuyor.
10-) Marlboro icen Kedisi olanin yanindaki evde oturuyor.
11-) At'í olan insan, Dunhill sigarasi icenin yanindaki evde oturuyor.
12-) Winfield sigarasi icen, Birayi seviyor.
13-) Mavi evin yaninda Norvecli oturuyor.
14-) Alman Rothmanns Sigarasi iciyor.
15-) Marlboro icenin komsusu sadece su iciyor.

Einstein bunu son Yüzyilda yazmistir ve iddia etmistirki:
Dünya insanlarinin 98 % i bunu cözemez.
SIZE VE BUNU CÖZMEK ISTEYEN HERKESE BOL SANSLAR.



EN
> PAMUK PRENSES, HERKUL VE NOTRE DAME'IN KAMBURU AYNI
> SIRKTE SAHNEYE
> CIKIYORLARMIS. BIR GUN OTURURKEN PAMUK PRENSES
> DEMISKI:
> BENIM CADIRIMDA SIHIRLI AYNA VAR GIRIP SORAYIM HALA EN
> GUZEL
> BENMIYIM?
> CADIRA GIRIP CIKAN PAMUK PRENSES DEMISKI:
> AYNAYA SORDUM HALA EN GUZEL BENMISIM
>
> BUNUN UZERINE HERKUL :
> BIRDE BEN SORAYIM HALA EN KUVVETLI BENMIYIM ? DER VE
> CADIRA GIRER.
> CADIRDAN
> CIKINCA DERKI HALA EN KUVVETLI BENMISIM
>
> > > SIRA NOTRE DAME'IN KAMBURUNA GELMISTIR. ODA EN
> CIRKIN HALA BENMIYIM
> > > SORAYIM DIYE CADIRA GIRER. CADIRDAN ON KARIS
> SURATLA CIKAN NORTE
> > > DOME'IN KAMBURU SINIRLI BIR SEKILDE DERKI;
> > >
> > > KIM LAN BU REHA MUHTAR
>

ER RYAN
Osmanli donanmasiyla Venedik donanmasi arasinda savas çikmis. Venedik donanmasinin komutani Andrea Doria imis. Gözcü Osmanli donanmasinin yaklastigini fark edince hemen Andrea Doria'ya haber vermis:
- Osmanli yaklasiyoor. Andrea Doria sormus:
- Kaç gemi var? Gözcü:
- 10-20 kadar. Komutan hemen emir erini çagirmis: Oglum bana hemen kirmizi gömlegimi getir. Emir eri sasirmis:
- Niçin komutanim? Andrea Doria:
- Savasirken yaralanacagiz. Kan izi belli olmasin ve de askerlerin cesareti kirilmasin diye... Bu arada gözcüden yine ses gelmis:
- Efendim 50 kadar oldular. Andrea Doria heyecanlanmis ve emir erine tekrar seslenmis:
- Gömlegi bosver. Sen bana kahverengi pantolonumu getir..



Tiyatroda, ünlü oyuncu rolü gereği uşaklarına
bağırır.-Atımı getirin!O sırada münasebetsiz bir seyirci "Eşek olsa olmaz mı?
diye seslenir. Oyuncu hiç istifini bozmaz:-Hay hay! Buyrun

"Gön..:Ozan Bacak20. Adamın biri bir gün İngiltere'ye gezmeğe
gitmek istemiş. Tabi ingilizce bilmediğinden arkadaşına sormuş: -Yav ben
İngiltere'ye gidince onlarla nasıl anlaşacağım? demiş. Arkadaşıda: -Bak
konuştuğun her cümlenin sonuna 'ing' koy , onlar senin ne demek istediğini
anlarlar demiş. Ve adam ingiltere'ye gitmiş ve solugu bir cafede almış.
Arkadaşının taktiğini uygulamaya başlamış ve garsonu çağırmış: -Sen bana bir çay
getirebiling? demiş ve garson şaşkın şaşkın çay getirmeye gitmiş. Garson çayı
hemen getirmiş. Adam demişki: -Bak , ben ne güzel ingilizce konuşuyoring
değiling? demiş. Garson lafı yapıştırmış: -Ben Türk olmaying , bok içerdin
çaying!Gön..:Sırrı Perek21. Adamın biri bir gün meyhaneden çıkmış tabii kafasıda
iyi. Yolda bir ayağı kaldırımda bir ayağıda yolda yürüyormuş. Adamın biri bunu
görüp yanına yaklaşmış. Ve de merakını gizleyemeden sormuş. -Ya hemşerim , niye
bir ayağın asfaltta bir ayağın kaldırımda yürüyorsun? Bir yerde yürüsene? demiş.
Adamda ona: -Allah razı olsun hemşerim sana. Bende acaba ne zaman topal oldum
diye düşünüyordum.Gön..:Sırrı Perek22. Bir adam diğerine sordu:Köpeğinizi satın
almak istiyorum ama sadık mıdır?-Hem de fazlasıyla sadık. Size bu konuda yüzde
100 garanti verebilirim.-Nasıl bu kadar emin olabilirsiniz?Şimdiye kadar 5 kere
sattım. Her seferinde de geri geldi.23. İki general bir cafede oturup
konuşuyorlarmış. İçkinin de etkisiyle generalin biri "benim bir erim var çok
salak demiş. Diğeriyse "hayır, benim bir erim var o daha da salaktır." demiş.
Tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha salak olduğunu anlamak için yarışma
gibi bir şey yapmaya karar vermişler. İlk general askerini yanına çağırıp
"oğlum, git bana şu 5000 lirayla bir Mercedes al gel" demiş. İkinci general de
askerini çağırıp "git bak ben ordu evinde miyim?" demiş. İki asker yolda
karşılaşmışlar. İlki "ya benim general çok salak. Bu günün pazar olduğunu
bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi." demiş. İkincisiyse "benim general
daha salak. Yanında telefon dururken, beni ordu evine gönderdi."
demiş.Gön..:Onur Yılmaz 24. Külkedisi meşhur baloya gitmek için tam hazırlanmaya
başlayacakken regl olduğunu farkeder. Tüm aramalarına rağmen üvey kardeşleri
orkid ve tamponları sakladığından çaresizlik içinde ağlamaya başlar. O sırada
iyilik perisi elinde bir tamponla belirir ve saat tam geceyarısı evde olması
gerektiğini sıkı sıkı tembihler. Külkedisi büyük bir neşe içinde baloya gider ve
gecenin en güzel kızı olarak bütün bir gece yakışıklı prensiyle dans eder.
Vaktin nasıl geçtiğini anlamayan külkedisi birde bakar ki geceyarısına on saniye
kalmış. Panik içinde toparlanıp kaçmaya çalışırken büyük bir patlama olur .
Tampon balkabağına dönüşmüştür....25. Biri içinde 1 milyar bulunan cüzdanını
kaybetmiş. Kaybettiği yerdekilere cüzdanını getirene 100 milyon vereceğini
söylemiş. Kalabalıktan bir ses daha duyulmuş.-O cüzdanı bulup bana getirene 250
milyom vereceğim...! 26. Yağmurlu, soğuk bir günde Amerika'da dünya polis
teşkilatlarının yarışması vardır. Yarışmada Amerikan polisleri, Alman polisleri,
Rus polisleri, İtalyan polisleri ve Türk polisleri yarışmaktadır. Yarışmanın
amacı ormanda bir fili hangi ülkanin polis teşklatı daha az sürede
yakalayacakdır. Yarışma başlar ve Alman polisleri ormana girerler aradan 30
dakika geçer ve Alman polisleri gelir. Sıra Rus polislerine gelir ve aynı
şekilde ormana girerler aradan 15 dakika geçer ve Rus polisleri gelir. Amerikan
polislerine sıra gelince üstün elektronik aletleriyle fili 10 dakikada ormandan
çıkarırlar. Sıra gelir Türk polisine ormana girerler ve aradan 3 dakika geçer ve
beraberinde'de bir ayı getirirler, bütün polis teşkilatları şaşkınlık içerisinde
türklere sorarlar biz sana fil dedik siz bize ayı getirmişsiniz diyince Türkler
daha cevap vermeden ayı atılır söze abi anam avradım olsun ki ben filim
der.Gön..:Dilek Akça27. Baba kutup ayısı ile oğlu dolaşıyorlarmış.Yavru ayı:
-Baba, benim dedem kutup ayısı mıydı? diye sormuş.Babası da: -Tabii ki oğlum
diye cevaplamış. Biraz daha yürüdükten sonra Yavru ayı: -Peki, dedemin babası
kutup ayısı mıydı?Baba biraz meraklanarak: -Tabii ki yavrum, dedenin babası da
kutup ayısıydı, niye merak ettin ki?Yavru ayı: -Hiiç... diye cevap vermiş. Biraz
daha yürüdükten sonra Yavru ayı yine: -Peki, dedemin annesi?Baba, biraz da
sinirlenerek: -Evet yavrum, o da kutup ayısıydı sertçe karşılık vermiş. Aradan
fazla geçmedenYavru ayı yine: -Peki baba, dedemin babasının babası, annesi,
amcası filan hepsi kutup ayısı mıydı? diye sormuş.Babası bu sefer kızarak:
-Evet, hepsi kutup ayısıydı. Benim babam, annem, annenin babası, annesi,
onaların babaları, annaleri, senin bütün sülalen kutup ayısı tamam mı? diye
bağırmış. Ardından da niye soruyosun bunları diye azarlamış oğlunu.Oğlu da:
-Nerden bileyim. Üşüyorum demiş.Gön..:Gwert Gwerty28. Bir gün Fatih Terim Fransa
milli takımı antrönörü Aime jacquet ile karşılaşmış. - Hocam sen bu takımı nasıl
seçtin de şampiyon oldunuz? demiş. -Çok kolay zekalarına göre seçiyorum. Bak
mesela sana bir örnek vereyim demiş ve Zidane'ı çağırmış. - Zidan'a oğlum söyle
bakayım senin annenin ve babanın çocuğu olan ama senin kardeşin olmayan kimdir?
Zidane biraz düşünmüş, tabiiki ben oluyorum demiş. Fatih Terim bundan çok
etkilenmiş. Türkiye'ye döner dönmez Hakan Şükür'ü çağırmış. - Hakan sana bir
soru soracağım eğer bilirsen bu hafta seni takıma alırım, bil bakalım annenin ve
babanın çocuğu olan ama kardeşin olmayan kimdir? Hakan biraz düşünmüş işin
içinden çıkamamış, biraz zaman istemiş ve hemen koşmuş Arif'i bulmuş. - Arif
annenin ve babanın çocuğu olan ama kardeşin olmayan kimdir? Arif cevap vermiş:
Benim tabiiki, Hakan sevinçle Fatih Terim'in yanına dönmüş: - Sorunun cevabını
buldum hocam: Arif'imiş Fatih Terim köpürmüş - Vay salak herif Arif olur mu hiç,
doğru cevap Zidane idi. Gön..:Burcu Aydınalp29. Amerikada yaşayan ünlü bir mafya
babasının karısı doğum yapacakmış. Hastaneye kaldırmışlar. Tabii ilgi obiçim.
Doktorlar, hemşireler etrafında pervane. Neyse doğumhaneye almışlar. Kadın ikiz
doğuracakmış. İlk çocuk gelmeye başlamış, çocuk kafasını çıkarınca etraftaki
kalabalığı görür görmez hemen bağırmış. -HEY JOE, Ön kapıyı tutmuşlar, arka
kapıdan kaçalım.Gön..:Ahmet Soylu30. Adam bürosuna gelir gelmez sekreterine
kendisini arayan olup olmadığını sormuş. Sekreter bir beyin geldiğini ancak
adını söylemediğini belirtmiş. Adam "O sersem kardeşim olmalı" diye söylenince
sekreter, "Olabilir efendim. Çünkü size çok benziyordu" demiş.31. Kadın
sevgilisiyle birlikteyken kocasının eve girdiğini duyar.- Çabuk! Köşeye geç ve
bir heykel gibi davran. Adamın her yerine bebek yağı sürer, üzerine de bebe
pudrası serper.- Sakın kımıldama ve heykelmissin gibi davran! - Bu nedir?
hayatım, diye sorar kocası kapıdan girer girmez.- O mu? Sadece bir heykel.
Smithler yatak odaları için bir tane almışlardı. O kadar sevdim ki bir tane de
ben ısmarladım. Kimse o andan itibaren heykel hakkında konuşmaz hatta yatağa
girene kadar. Gece saat iki gibi koca kalkar ve mutfağa gider, bir kaç dakika
sonra da elinde bir sandviç ve bir bira ile geri döner. - Al bakalım, der, bir
şeyler ye. Ben 3 gün boyunca Smith'lerde idiyot gibi dikilirken kimse bana bir
bardak su bile vermemişti.Gön..:Ovsanna Goboyan32. İtalya'da Vatikan
yakınlarında bir eve gece hırsız girmiş. Hırsız evin içinde karanlıkta
ilerlerken arkasından bir ses gelmiş: -Seni ben görüyorum. İsa da görüyor!
Hırsız panik içinde bir köşeye sinip ve farkedilmemeyi ümit ederken ses tekrar
yükselmiş - Seni ben görüyorum. İsa da görüyor! Hırsız sesin kendine
seslendiğine emin olunca el fenerini açıp, sesin sahibini aramaya başlamış ve
bakmış bir Papağan! Şaşkınlıkla söylemiş - Konusan sen miydin? Papağan tekrar
konuşmuş -Evet.. Bunun üzerine Hırsız -Ama sen Papağansın! Papağan cevap
vermiş.-Evet ben Papağanım...İsa da Doberman.. 33. Bıçkın ve aynı zamanda
hovarda bir adam ölür ve cehenneme gider. Cehennemde birkaç gün kaldıktan sonra
cennet görevlisi melek gelir ve seni cennete götüreceğim der. Bizim bıçkın
halinden memnun görevli melekle cennetin yoluna koyulurlar. Cennetin kapısına
yaklaştıklarında içeriden feryat figan sesler duyar ve meleğe döner, - Sen beni
cennete götürecektin der. Melek burası cennet deyince, içerideki sesler nedir
demiş, melek : - ha o sesler içerideki iyi insanlara kanat takılacak onun için
sırtlarına delik açılıyor demiş. Bizimki ürkmüş cennetin yolunda biraz daha
ilerlemişler bu sefer geçenki seslerden daha acı ve yoğun sesler gelmeye
başlamış. Bıçkın yine sormuş; Şimdi neler oluyor, neden sesler daha acı? Melek:
- İyi insanların başlarına halka takılacak onun için başlarını deliyorlar.
Bizimki iyice korkmuş ve ben cehenneme gitmek istiyorum deyince melek iyi ama
orada da sana kuyruk takacaklar demiş. Bıçkın olsun olsun nasıl olsa onun deliği
hazır demiş. Gön..: Ayçin34. Becky ve Sam 50'nci evlilik yıldönümlerini
kutluyorlardı. Sam birden soruverdi: "Sevgilim, bu elli yıl içinde beni hiç
aldattın mı?.." "O da nereden çıktı?" diye sinirlendi Becky.. "Cevabı da
öğrenmek istemezsin herhalde ?.." "İsterim" dedi Sam.. "Lütfen anlat, ne
olur?.." "Madem öyle" dedi Becky, "Üç kez aldattım seni.." "Üç kez öyle mi?..
Kimlerdi onlar?.." "İlki" diye anlatmaya başladı Becky, "Hani sen 30 yaşındaydın
ve kendi diş kliniğini kurmak istiyordun ama hiçbir banka sana kredi açmıyordu.
Sonra bir banka yöneticisi eve geldi, hiçbir şey sormadan tüm kağıtları imzaladı
ve sen en modern araçları getirebildin." "Ooo Becky.. Benim için kendini feda
ettin ha.. Benim sevgili karım!.. Peki ikincisi.." "Hani 50 yaşında felaket bir
kalp krizi geçirmiştin.. Çok kritik bir bye-pass ameliyatı geçirmen gerekiyordu
da, hiçbir doktor sana el süremiyordu.. Her an ölebilirdin. O sırada Dr. Bakey
onca yoldan kalktı geldi. Ameliyatını yaptı, seni hayata döndürdü.." "Ah benim
sevgili karım.. Hayatımı kurtarmak için kendini bir kez daha feda ettin öyle
mi?.. Hiç kimsenin böyle harika bir eşi olamaz. Böyle bir şey yapman beni ne
kadar sevdiğini gösterir. Üçüncü peki?.." "Hatırlıyor musun, yıllar önce Diş
Hekimleri Odası Başkanı olmayı fena halde istiyordun ve 47 oyun eksikti?.."35.
Üç mahkum cezaevi yolundadır. Herbirine, hapiste geçirecekleri günler için bir
eşya getirilmesine izin verilmiştir. Otobüste, biri diğerine döner ve sorar,
"ee, sen ne getirdin ?", diğer mahkum bir kutu boya çıkarır ve bunlarla herşeyi
boyayabileceğini söyler ve diyer mahkuma sorar, "sen ne getirdin ?". Oda,
yanındaki kutuyu açar ve içinden iskambil kağıtlarını çıkarır. "Bunlarla poker
oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kart oyunu oynayabilirim" der.
Üçüncü mahkum köşede sessizce sırıtarak oturmaktadır. Diğer iki mahkum farkeder
ve sorarlar, "Sen niye kendinden eminsin o kadar, sen ne getirdin ?" Üçüncü
mahkum bir kutu çıkarır ve gülerek "bu tamponları getirdim," der. Diğer iki
mahkumunda kafası karışmıştır, merakla sorarlar, "Bunlarla ne yapabilirsin ki?"
Üçüncü yine sırıtır ve kutuyu göstererek "Kutuda yazdığına göre, bunlarla at
sürebilir, yüzmeye gidebilir hatta paten kayabilirmişim"36. Bir adam uçağıyla
Afrika'nın üzerinde gezerken birden uçağı arızalanır ve ormanlık bir alana
düşer. Adam ne yapayım ne yapayım diye düşünürken birden bir Afrika kabilesinin
ona doğru yaklaştığını görür. Adam içinden "İste şimdi boku yedik" der. O anda
düşüncesinde Nur yüzlü dedenin sesini duyar.- Hayır evladım boku yemedin.- Peki
ne yapmam gerek ? - Şuradaki mızrağı görüyormusun? - Evet.- Al onu öndeki renkli
giysili adamın tam kalbine batır.Adam mızrağı alır ve adamın tam kalbine
batırır.-Evladım işte şimdi boku yedin.37. Adamın biri bir gün yolda giderken
bir dilenciye rastlar. Dilenciye bir para verir ve al bununla bir sigara alırsın
der. Dilenci "beyim ben hiç sigara içmem" der. Bunun üzerine adam o zaman bir
bira içersin der. Dilenci "ben ağzıma içki koymam" der. Sen de o zaman bir
altılı oynarsın. Dilenci "beyim ben hiç kumarda oynamam" deyince adam o zaman al
bu parayı ve bizim eve gel der. Dilenci neden olduğunu sorar. Adam "Karım seni
bir görsün içki ve sigara içmeyen, kumar oynamayan bir adamın hali ne
oluyor."38. Günün birinde Bill Clinton, Fidel Castro ve Bill Gates kendilerini
tanrının yanında bulmuşlar. Tanrı bunlara dönmüş " Sizi buraya çağırdım çünkü
2000 yılında kıyametin kopacağını cemaatlerinize haber vermenizi istiyorum"
demiş. Daha ne olduğunu anlayamadan bi de bakmışlar ki evlerindeler... Clinton,
hemen ülkenin bütün televizyonlarına haber vermiş ve canlı yayına çıkmış. "
Sayın vatandaşlarım, size bir iyi bir de kötü haberim var. İyi olanı, In god we
trust harbi harbi var. Yani bunca zaman boşuna inanmadınız. Kötü olan ise 2000
yılında kıyamet kopacak..." Kastro'da boş durmamış hemen insanlarının karşısına
geçmiş. " Yoldaşlar üzgünüm ama size iki kötü haberim var. Birincisi, bunca
zaman kendimizi kandırmısız, tanrı gerçekten de varmış! İkincisi ise daha kötü,
daha tanrıya inanamadan hepimiz öleceğiz, çünkü 2000 yılında kıyamet kopuyor."
Bu arada Gates'de bütün kurmaylarını toplamış havadis veriyor. "Baylar size iki
iyi haberim var. Birincisi, tanrı beni dünyanın en önemli üç kişisinden biri
olarak görüyor. İkincisi ise artık "year2000" problemini çözmemize gerek
kalmadı..."39. Bir savaş gemisi karanlık ve sisli bir gecede yol alıyormuş.
Derken kaptan köşkündeki komutan tam karşıda ve uzakta üzerlerine doğru gelen
bir ışık farketmiş. Hemen karşı tarafa sinyal göndererek şu mesajı
geçmiş:-"Derhal rotanızı 30 derece doğuya çeviriniz" Karşıdan anında cevap
gelmiş:-"Sen rotanı 30 derece batıya çevir!" Komutan şaşırmış, biraz da
sinirlenmiş, mesajı tekrarlamış:-"Rotanı derhal 30 derece doğuya çevir,
emrediyorum!" Karşıdan cevap:-"Asıl sen rotanı 30 derece batıya
çevireceksin!"Komutan öfkeden küplere binmiş, bir mesaj daha yollamış.-"Ben 30
yıllık kaptanım, sana son kez emrediyorum, rotanı 30 derece batıya çevir!"-"Sen
30 senelik kaptansan ben de 20 senelik denizciyim, sen rotanı 30 derece doğuya
çevir."Komutan, o kadar sinirlenmiş ki, hemen mürettebata bütün topları ateşe
hazır hale getirmelerini emretmiş ve son kez bir mesaj göndermiş: -"Burası bir
savaş gemisi, derhal rotanı 30 derece batıya çevirmezsen ateşe
başlayacağız."-"Burası da bir deniz feneri.. Sen rotanı bir an önce 30 derece
doğuya çevirmezsen birazdan kayalara çarpacaksın"Gön..:Erdal Açanal40. Birgün
cennet ve cehennemdekiler birbirlerinin yaşadıkları yerleri merak etmişler.
Yaptıkları görüşmelerden sonra en kısa zamanda bir köprü inşa etmeye karar
vermişler. Ama bu köprünün yarısını cennettekiler diğer yarısınıda
cehennemdekiler yapacakmış. Cehennemdekiler kendi yarılarını çarçabuk yapıp
bitirmişler ama cennet tarafında daha bir adım ilerleme yok. Bir elçi yollayıp
sebebini sormuşlar. Cennettekilerin cevabı ise " Vallahi günlerdir her yere
haber yolladık ama bir tane bile mütaahit bulamadık ..." Gön..:Erdal Açanal41.
Akıl hastanesinde 3 deli iyileşmek üzereymiş ki doktor; _ "Gelin bakalım yanıma
siz üçünüz." der. Üç deli doktorun yanına gelir ve doktor derki; _ Bakın şu
buzdolabını şurdan şuraya taşıyın sizi taburcu edeceğim. Deliler tamam deyip işe
başlarlar, ve dolabı doktorun dediği yere koyarlar. Doktor sorar; _ Öbür
arkadaşınız nerde? Delilerden biri cevap verir; _ O dolabın içinde rafları
taşıyor.!! Gön..:Caner Taşdemir42. Küçük John okuldan eve gelir ve üzgün bir
şekilde, "Matematik dersinden F aldım" der.Babası hemen sorar, "Neden
?""Öğretmen 3x2 kaç eder ?" diye sordu, ben de "6" dedim.Babası hemen oğlunu
tasdikler ve "Fakat bu doğru" der.Ondan sonra da "öğretmen 2x3 kaç eder ? diye
sordu"."Ha siktir, ne farkı var ki ?""Ben de öğretmene aynısını söyledim"
Gön..:ICQ 182873143. Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar
kendi aralarında. "Bunlara son bir test yapalım da görelim akılları başlarına
gelmiş mi ?"demişler. Bunun üzerine iki deliyi bir masa başına getirmişler.
Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı
hamamböceği dökmüşler ve "Buyrun beyler, yiyiniz." demişler. Delirlerden bir
tanesi hemen zeytinlere saldırmış,ötekisi araya girmiş, "Önce kaçanları yiyelim,
öbürleri nasıl olsa duruyor!"Gön..:EROL KÜTÜK44. Elektrik süpürgesi satcısı, bir
apartman dairesinin kapısını çalmış, kapıyı açan bayana - "Hanımefendi, bu
elimde görmüş olduğunuz kovanın içinde at pisligi var ! " demiş ve bu bir kova
pisligi evin içine doğru savurarak döküvermiş. Sonrada - "Hanımefendi, elimdeki
elektrik süpürgesi ile 10 dakika içinde bunu temizleyemezsem, bu boku
yiyeceğim..! "demiş. Kadın satıcıya şöyle bir bakmış.- "Beyefendi, üstüne
domates sosu da istermisiniz ? Elektrikler kesik de ....! "GÖN:İsak Paslı45.
Moşe sinemaya girmek istiyordu. Gişeden biletini aldı. Birkaç dakika sonra gelip
bir tane daha aldı. Sonra bir bilet daha bir bilet daha..... Gişedeki görevli
deli olduğunu anladı daha fazla dayanamadı . Karaborsa yapıyorsun galiba bu
kaçıncı bilet alışın?İçeride bir deli var. Tam kapıdan giricem,biletimi yırtıyor
ben de gelip yenisini almak zorunda kalıyorum.Gön..:Melis46. Bir gün bir tavşan
ormanda neşeyle yürüyormuş. Derken karşısına tanımadığı bir mahlukat çıkmış. -
Nesin sen diye sormuş. - Ben katırım. Annem eşek, babam ise bir attır demiş.
Tavşan "hmm... hayli enteresan" diyerek yoluna devam etmiş. Derken yine
tanımadığı bir hayvana rastlamış. - Peki sen nesin? - Ben bir kurt köpeğiyim.
Annem köpek, babam ise kurttur. Tavsan yine enteresan diyerek ilerlemiş. Ancak
bu sefer karşısına ne iduğu belirsiz bir hayvan daha çıkmış. - Sen de kimsin? -
Ben bir devekuşuyum !!!!!????? Gön..:Emre Esin47. Adamın biri hipermarketin
manav bölümünde satıcıyı ikna etmeye calışmaktadır: "Kivi alacağım, fakat yarım
istiyorum...""Saçmalamayın beyefendi yarım kiwi mi olurmuş !""Yok ben hepsini
yiyemem, ben yarım kiwi istiyorum" . Olurdu-olmazdı tartışmasına girerler,
sonunda satış elemanı ...."Ben içeride müdüre sorayım, kivinin yarısını
satabilirmiyiz diye..." deyip adamın yanından ayrılır. Müdüre olayı anlatmaya
koyulur: "Patron, bir orospu çocuğu geldi, yarım kivi istiyor, ne diyeyim?"
Lafını bitirir bitirmez arkasında birisi olduğunu farkeder, dönüp baktığında
kivi isteyen müşteriyle karşılaşır ve konuşmasına bozuntuya vermeden devam eder:
"Bu beyefendi de diğer yarısını istiyor..."Müdür "tamam" der. Gönderirler
müşteriyi. Sonra müdür satış elemanını yanına çağırır: "Akıllı bir adama
benziyorsun. Zor durumdan çok iyi kurtardın kendini ... Nerelisin sen?""Yeni
Zellandalı'yım""Neden geldin peki Amerika'ya?""Orada iki çesit insan vardır ...
fahişeler ve rugby oyuncuları"Müdür "Benim karım da Yeni Zellandalı !""Öylee
miiii, hangi takımda oynuyordu efendim?" Gön.. :Turhan Latif Mete48. Şehir
yaşamından bıkmış olan bir vatandaş, ıssız bir adada yaşamaya karar verir. Ve
giderkende fazlaca sıkılmayayım diye yanına bir papağan almaya karar verir.
Gider bir papağancıya, "Bir papağan istiyorum,yalnız fazla geveze olmasın" der.
Papağancı; "buyurun efendim, tam size göre bir papağanım var" der ve bunlar
adanın yolunu tutarlar. Adam gayet mutlu bağıyla bahçesiyle tavuklarıyla
ugraşmakta ve papağanla ekonomik, kültürel, dünya sorunları, uzay, bilim v.s.
muhabbetleri yapmaktadır. Gel gelelim birgün adayı teröristler basar ve bizim
vatandaşa sorarlar; sağcımısın solcumusun! ? Bizim vatandaş em kem küm derken,
papağan atlar ve cevap verir sağcıdır o sağcıdır, demeye kalmadan bizim
vatandaşın ağız burun dümdüz. Güzelce bir dayaktan sonra teröristler gider.
Bizim vatandaş ahlıyarak oflayarak; "Bana bak birdaha benim işime karışırsan
seni tavukların yanına kümese tıkarım ve sürgün hayatı yaşarsın!" der. Neyse
papağancağız ne bilsin adamlar neci? öyle ya! Gel zaman git zaman aradaki buzlar
erir ve aynı mutlu yaşama devem ederlerken bu sefer başka teröristler adayı
basar ve bizim vatandaşa aynı soruyu sorarlar; sağcımısın solcumusun!? Bizimki
yine em kem küm v.s. demeye kalmadan, papağan; "solcudur o solcudur" der ve
vatandaş geçtiğimiz olayda olduğu gibi cennetten cıkma bir dayak yer... Ve bu
olayın sonucunda da bizim papağanda kümese tıkılır tabiki... Papağan dertli; bir
gevezelik yüzünden,o güzelim evden ol! Gel bu, bok içinde yüzen kümese tıkıl...
kanatlarını arkaya atmış,düşünceli vede karamsar, bir öne bir arkaya voltasını
atmakta iken tavuklarda dizilmişler; buna kıs kıs gülmektedirler. Bizimki
tavuklara şööyle bir bakıp; ne gülüyosunuz ulan!? Ben sizin gibi fuhuştan değil,
siyasi düşünceden yatıyorum!.. der. Gön.. :Kaan Tuncalı49. Doktor akıl
hastahanesine havuz yaptırmış. Deliler buna çok sevinmişler;o kadar
sevinmişlerki hemen havuza dalmaya başlamışlar,360 dalanlar,balıklama dalanlar.
Doktor hastalarının birinin yanına yanaşmış''Havuzu nasıl buldunuz ?''diye
sormuş. Deli de çok beğendiklerini,havuzun harika olduğunu söylemiş.Doktor da
''İyii.Yarın da havuza su dolduracaaz.!!''demiş Gön..:Münir Acar
Amerikalı jo
Amerika'nın New York kentinde fabrikalardan birine Jo adında bir işçi alınmış.,
Bir gün fabrikaya New York şehrinin belediye başkanı gelmiş. Belediye başkanı fabrika sahibiyle birlikte fabrikayı gezerken bizim Jo'yu görmüş. Hemen boynuna sarılıp "O Jo, sen buradasin ha" demiş. Fabrika sahibi belediye başkanı gittikten sonra hemen Jo'nun yanına koşup belediye başkanını nereden tanıdığını sormuş. Jo "Bu daha ne ki" diye cevap vermiş. Bunun üzerine fabrikanın sahibi Jo'yu fabrikada usta başı yapmış.
Bir kaç gün sonra şehrin valisi fabrikayı ziyaret etmiş. Fabrika sahibiyle fabrikayı gerzerken o da Jo'yu görmüş ve hemen boynuna atılıp "Jo buralarda ha" demiş. Fabrika sahibi Jo'ya hayretler içinde valiyi nereden tanıdığını sormuş. Jo tekrar aynı cevabı vermiş. Bunun üzerine Jo'yu fabrikaya müdür yardımcısı yapmış.
Bir kaç gün sonra da Clinton fabrikaya gelmiş. O da fabrika sahibiyle gezerken Jo'yu görmüş. Ve hemen boynuna sarılıp "Jo sen buralarda ha" demiş. Clinton gittikten sonra fabrika sahibi Jo'yu müdür yapmış ve ona Clinton'u nereden tanıdığını sormuş. Jo "Bu daha ne ki. Ben papayı bile tanırım, demiş. Fakat o buna inanmamış. Jo "İstersen yarın akşam papanın kilisedeki sohbetine gidelim. Orada görürsün demiş.
Ertesi akşam beraberce kiliseye gitmişler. Sohbeti dinlerlerken Jo papanın yanına gitmiş. Papa hemen Jo'nun boynuna sarılmış. Fabrika sahibi uzaktan onları hayretle izlerken arkasındaki adam yanındakine sormuş: Ya şu kürsünün solundaki Jo da kürsüdeki kim?

Amerikada bir apartmanın 25.katında
Allah bakmış ki her gelen cennete giriyor ve de artık kapasitesi dolmak üzere, meleklerini yanina çagirip, cennete girmeye hak kazananlarin ölüm hikayelerini dinleyin mantikli ve hakli bulduklarinizi içeri alin gerisini gonderin demis.
Cennetin kapisi ilk çalista bir adam görmüsler melekler karsilarinda. Anlat bakalim hikayen nedir demisler. Adam da - Ben Amerika da bir apartmanin 25. katinda oturuyorum demis, bir gün eve geldigimde karimi çirilçiplak yatakta gördüm ve beni aldattigini düsünerek hemen ortaligi aramaya basladim, karim da bir yandan da yapma nolur falan demekte, fakat hiçbir yerde adami bulamadim, en sonunda gözüm balkon demirine takildi, orada bir adamin demirlere tutunarak asagi sarktigini gördüm, hemen kosup parmaklarini ittiriverdim, adam asagi düstü, dallara falan çarpti sirtüstü yere yapisti fakat ölmedi. Ben de Buzdolabini adamin üstüne attim ve adam öldü, bende sevincimden kalp krizi geçirip öldüm demis. Melekler bunun üzerine geç bakalim demisler, daha sonra cennetin kapisi tekrar açılmış, ikinci adam ayni soru sorulunca - Ben Amerika da bir apartmanin 26. katinda oturuyorum demis. Balkona çikip hava aliyordum dengemi kaybedip asagi düstüm tam bu anda 25. katin parmakliklarini yakalayabildim fakat manyagin biri önce beni asagi atti sonra da üzerime buzdolabi firlatti ve ben de öldüm demis. Melekler bu adam da masum diyerek geç bakalim demisler. Cennetin kapisi üçüncü kere çaldiginda içeri Bill Clinton girmis, melekler onu görünce sasirmislar ve burada ne isi oldugunu sormuslar, Bill Clinton - Simdi hikayem söyle, ben cirilçiplak bir buzdolabinin içi…......

AYI
Bir gun kadinin biri kocasini altatir ve o sirada cocugunu olayi gormesin diye dolaba koyar ve oynasin diye eline bir ayi verir.Derken kadinin kocasi eve gelir. Kadin sevgilisini hemen oglunun oldugu dolaba saklar.Olaydan habersiz koca karisini ciplak gorunce hemen yataga girer. Bu sirada dolapta cocuk adama elindeki ayiyi gostererek -Amca ben sana bu ayiyi satacagim" der.Adam; -Gerek yok yavrum almayacagim diye cevap verir, fakat cocuk ; -O zaman bende seni babama soyleyecegim diye tam disari cikarken adam almak zorunda kalir.Aradan 5 dakika gecmeden cocuk; -bana ayimi geri ver. der.adam; -biraz once aldim geri vermem deyince cocuk; -bende seni babama soylerim der ve tam disari cikarken adam ayiyi geri verir.5 dakika sonra cocuk ayni sekilde ayiyi adama satar ve geri alir. Bu boyle sabaha kadar devam eder.Sabah olur kadinin kocasi ise gidince sevgilisi de evden ayrilir.
Aradan birkac gun gecer ve cocuk yaptigina pisman olur ve annesine ; -Anne ben cok kotu birsey yaptim nasil rahatlarim der. Annesi; -bak oglum karsida kilise var, git gunah cikar rahatlarsin der.Bunun uzerine cocuk kiliseye gider, rahip kabinine girer ve cocuk; -amca benim bir ayim var" derken rahip sozunu keser ve; -almiyorum lan essogluessek almiyorum param bitti!!

Temel fıkraları
Temel ile Dursun paraşüt kursuna yazılır ve hafta sonları eğitim görmektedirler. Aradan aylar geçer ve eğitim tamamlanır. Yapılacak bir gösteri için prova yapmaktadırlar. Uçaktan atlarlar, lakin Temel'in paraşütü açılmaz. Dursun sorar:
- Temel, paraşütün açılmadı ne düşünüyorsun?.
Önemli değil... Zaten gerçek değil ki, prova yapıyoruz.

Bir toplantıda: Amerikalı: Biz Mars'a gideceğiz demiş.
Alman: - Biz yakıtsız çalışan araba üreteceğiz demiş.
Fransız: Atom bombasını etkisiz hale getirecek projelerimiz var demiş.
Bizim Temel durur mu? Biz de güneşe gideceğiz demiş. Herkes şaşkın şaşkın:
Ama orası yakar deyince bizim Temel: O kadarda enayi değiliz herhalde. Akşam serinliğinde gideceğiz !..

Temel kamyonu ile Trabzon'a gidiyor. Kamyonundaki yükün yüksekliği 5 metreyi aşmış.
Yol üzerinde bir tünele yaklaşırken kamyonun muaviniyolun yanındaki trafik levhasını gösterek Temel'i ikaz ediyor.
- Ustacığım. Tünel yüksekliği 4 metre yazıyor. Temel etrafına bakınıp umursamazca yanıt veriyor.
- Olsun. Etrafta trafik polisi yok.

KAZ
Cok soguk bir kis gunu padisah, tebdil'i kiyafet gezmeye karar vermis.Yanina basvezirini alip yola cikmis. Bir dere kenarinda calisan yasli bir adam gormusler..Adam elindeki derileri suya sokup, doverek tabakliyormus. Padisah, ihtiyari selamlamis.
" Selamunaleykum ey pir'i fani..."
" Aleykumselam ey serdar'i cihan...
"Padisah sormus." Altilarda ne yaptin ?"
" Altiya alti katmayinca, otuz ikiye yetmiyor..." Padisah gene sormus.
" Geceleri kalkmadin mi ?"
" Kalktik...Lakin, ellere yaradi..."Padisah gulmus.
" Bir kaz gondersem yolar misin ?"
" Hem de ciyaklatmadan..."
Padisahla basvezir adamin yanindan ayrilip yola koyulmuslar.
Padisah basvezire donmus." Ne konustugumuzu anladin mi ?"
" Hayir padisahim..." Padisah sinirlenmis.
" Bu aksama kadar ne konustugumuzu anlamazsan kelleni alirim."
Korkuya kapilan basvezir, padisahi saraya biraktiktan sonra telasla dere kenarina donmus. Bakmis adam hala orada calisiyor..
" Ne konustunuz siz padisahla..." Adam, basveziri soyle bir suzmus.
" Kusura bakma. Bedava soyleyemem. Ver bir yuz altin soyleyeyim.."
Basvezir, yuz altin vermis." Sen padisahi, serdar'i cihan, diye selamladin. Nereden anladin padisah oldugunu.."
" Ben dericiyim. Onun sirtindaki kurku padisahtan baskasi giyemezdi.."
Vezir kafasini kasimis." Peki, altilara alti katmayinca, otuz ikiye yetmiyor ne demek..."
Adam, bu soruya cevap vermek icin de bir yuz altin daha almis. "
Padisah, alti aylik yaz doneminde calismadin mi ki, kis gunu calisiyorsun, diye sordu. Ben de, yalnizca alti ay yaz degil, alti ay da kis calismazsak, yemek bulamiyoruz dedim."
Vezir bir soru daha sormus...
" Geceleri kalkmadin mi ne demek ?"Adam bir yuz altin daha almis.
"Cocuklarin yok mu diye sordu..Var, ama hepsi kiz. Evlendiler, baskasina yaradilar, dedim."Vezir gene kafasini sallamis.,
Bir de kaz gonderirsem dedi, o ne demek..."
Adam gulmus." Onu da sen bul..."

DALGINLIK
Tabiat bilgisi öğretmeni hayli dalgındı. O gün öğrencilerine elektrik akımının bir kurbağa üzerindeki etkisini göstermek istiyordu.
--"Bunun için sizlere çok yakından tanıdığınız bu sevimli hayvanlardan bir tane getirdim " dedi.. çantasını karıştırdı ve çıkara çıkara bir sosisli sandviç çıkardı. Şaşkın şaşkın sandviçe baktıktan sonra şöyle mırıldandı:
--"Allah ! Allah! Peki, ama ben bu sosisli sandviçi saat 10:00'da yememiş miydim?"

DUVAR YAZILARI
- Papağanımı konuşması için terörle mücadeleye verdim. Sonuçtan memnunum.
- İnsanlar üçe ayrılır. Sayı saymasını bilenler ve bilmeyenler
- Yüce şeytan sen bizim sevaplarımızı bağışla.
- Öldürdüğü insan 8 dil biliyordu. Toplu katliamdan yargılandı.
- 1960 yılında içilen kahvelerin hatırı dolmuştur. İlgilenenlere duyurulur.
- Mozomlar ikiye ayrılır. Kibarmozomlar ve kromozomlar
- Yuvayı dişi kuş yapar ama masrafları erkek kuş karşılar.
- Asansör bozuktur. En yakın asansör karşı apartmandadır.
- Çok büyük bir atletti. Hayatı boyunca dereceye girmeye çalıştı. Sonra hasta oldu. Derece ona girdi.
- 68 kuşağından mısınız? yoo hayır 80 sonrası büyüdüm. Alacakaranlık kuşağındanım.
- Gençler deneme- yamulma yöntemiyle yetiştiriliyor.
- Oturduğu yerden başarıya ulaşan tek şey tavuktur.
- Benim için hayatta 8 önemli şey vardır. Pamuk prenses ve 7 cüceler.
- Köpeğiniz çok büyük. Cinsi nedir bunun? - Aslan
- Süpermanda uçuyor ama kimse ona kuş beyinli muamelesi yapmıyor.
- Ölüm korkusu sürekli değil mezarda biten geçici bir korkudur.
- Kaptan pilotunuz konuşuyor: Çıkarın beni bu kaptaaaaaaannnn!!!!!!!!!
- Başına gelenlerin daha korkuncu da olabilir. Mesela...Benim başıma da gelebilirdi.
- Sol kulağını kapatırsan sağ duyulu olursun.

Elektrik supurgesi saticisi
Elektrik supurgesi saticisi, bir apartman dairesinin kapisini calmis?, kapiyi acan bayana "Hanimefendi, bu elimde gormus oldugunuz kovanin icinde at pisligi var! " demis ve bu bir kova pisligi evin icine dogru savurarak dokuvermis. Sonrada "Hanimefendi, elimdeki elektrik supurgesi ile 10 dakika icinde bunu temizleyemezsem, bu boku yiyecegim..! " Kadin saticiya soyle bir bakmis " Beyefendi, ustune domates sosu da istermisiniz?... Elektrikler kesik de....! "

FAKS-I MUHABBET
Sayın Orhan ERCAN dikkatlerine, Ankara, 12.01.1988 Konu: GÖZLÜK
Pek Muhterem Orhan ERCAN bey kardeşim, 8.1.1988 tarihinde lütfedip beni evinizde misafir etmiştiniz. Pek büyük bir şanssızlık neticesinde ve biraz da acele etmemden sebeple, gözlüğümü kıymetli evinizin kıymetli banyosunda unutmuş bulunmaktayım. Binaenaleyh, zamanınızı almaktan son derece müteessir olmakla beraber, gözlüksüzlüğün ne denli zor bir durum olduğunu takdir edeceğinizi ümidetmekten başka yapacak bir şeyim yoktur. Pervasız misalimi mazur görün, bir nev'i yarım insan gibi addediyorum gözlüksüzken kendimi efendim. Kıymetli zamanınızdan bir kısmını ayırarak, gözlüğümü Yurtiçi Kargo marifetiyle tarafıma gönderebilirseniz (misal, bir diş macunu kutusuna koyup gönderebilirsiniz) size olan minnetimin ziyadesiyle artacağını arz ederim efendim. NOT: Kargo mesarifleri bizzat tarafımdan ödenecektir. Saygı ve muhabbetlerimle kucaklarım, Muharrem ENSARİ

Sayın Muharrem ENSARİ dikkatlerine, İstanbul, 13.01.1988 Konu: GÖZLÜK
Aziz Dostum Muharrem ENSARİ bey, Gözlüğünüzü bizim fakirhanenin banyosunda unutmuş ve dolayısiyle zor bir durumda kalmış olmanızı büyük bir teessürle müşahade ettim. Filhakika bu sabah, zevcem Belkıs hanımefendi, gözlüğünüzü banyoda bulduklarını bana söylemişlerdir. Kendisinin bana bildirirken yüzünün kızardığı bir başka gerçekten yola çıkarak anladım ki, gözlüğün unutkanlık ve acelecilik sebebiyle banyoda kaldığı aşikardır, zira sifon da çekilmemiştir. Netice itibariyle, pek tabii ki kıymetli gözlüğünüzü tarafınıza yollayacağım. (Omo kutusuyla göndermem daha yerinde olacaktır kanaatindeyim, diş macunu kutusunda gözlüğünüz kırılabilir mazallah). Ancak, bahis açılmışken izninizle benim de küçük bir istirhamım olacak. Daha önce de defaten arz ettiğim ve tahmin ediyorum ki sizin de unutmuş olabileceğiniz gibi, 1985 senesinin Kasım ayında evinizde kalmış olan esvablarımın tarafıma gönderilmesi, bu iki önemsiz ve fakat can sıkıcı tesadüfün aynı anda tatlıya bağlanmasına vesile olacaktır. NOT: Kargo mesarifleri küçük bir detaydır, ehemmiyetsizdir, size birşey olmasın. Muhabbetle Kucaklarım, Orhan ERCAN

Sayın Orhan ERCAN dikkatlerine, Ankara, 14.01.1988 KONU: GÖZLÜK
Pek Muhterem Orhan ERCAN beyciğim, Dün göndermiş olduğunuz faks mesajınızı aldım, teşekkür ederim, teveccüh buyurmuşsunuz efendim. Esvablarınızın size gönderilmemesindeki ihmalkarlığım affedilecek cinsten değildir. Faksınızı okurken bir kez daha utandığımı arz etmek isterim. Amma velakin, nur içinde yatsın, cebir müderrisimiz Edib Bey’in de söylediği gibi elmalarla armutların toplanmaması icab eder. Gözlüğün ehemmiyetiyle, birkaç parça esvabın ehemmiyeti kıyaslanmamalıdır. Zira siz esvablarınız olmadan da örtünebilirken, benim gözlüksüz Yüce Mevlam dostlardan uzak eylesin bir amadan farkım kalmamıstır. Gözlüğüm olmadan esvablarınızın evin hangi köşesinde olduğunu bulabileceğim dahi süphelidir. Mevzua pek iyi bildiğim aklıseliminizle bakacağınızdan eminim efendim. NOT: Zevceniz hanımefendiye en derin hürmetlerimi iletiniz efendim, sifonu çektim lakin zannederim ki samandırası bozuktu, çalışmadı. Sevgi ve muhabbetle kucaklarım, Muharrem ENSARİ

Sayın Muharrem ENSARİ dikkatlerine,İstanbul, 15.01.1988 KONU: GÖZLÜK
Muharrem beyciğim, Faksınızı aldım, teşekkür ederim. Ne rahmetle hatırladığımız cebir müderrisimiz Edib Bey’in ne de cebirin mevzuumuzla bir alakası olduğu kanaatindeyim. Yok eğer mevzuumuz cebir ise, biz ne der idik unuttum, şimdiki talebelerin Fonksiyon tabir ettiği şeyi, nazari dikkate alacak olursak, a.x=b.y + c misalinde olduğu gibi x'in değeri ilk evvela y daha sonra da a, b ve c gibi değerlerle alakalıdır. Bu misalin ana fikri budur: Ne ekersen onu biçersin. Yani siz doğru dürüst bir y olsa idiniz, x de x'liğini bilir sizin gözlüğünüzü memnuniyetle gönderir idi. NOT: Belkıs'ın da selamı var. Muhabbetle ellerinizi sıkarım, Orhan ERCAN

Sayın Orhan ERCAN dikkatlerine, Ankara, 16.01.1988 KONU: GÖZLÜK
Orhan Bey, Faksınızı aldım. Muhtemelen eskiciden alınmış olan değersiz esvabların, bir ihtiyarın sıhhatiyle oynamak için alet ediliyor olduğunu ibretle takib ediyorum. Gözlüğümü çerçevesiyle beraber (stafilodur) acilen tarafıma göndermenizi aksi halde dalağınızla cima etmek mecburiyetinde kalacağımı binnetice arz ederim. NOT: Belkıs Hanım'a bir şey olmasın. Hışımla ellerinizi sıkarım, Muharrem ENSARI

Sayın Muharrem ENSARİ dikkatlerine, İstanbul, 17.01.1988 KONU:GÖZLÜK
Muharrem, Faksını aldım. Höst köpek. Mevzuu daha fazla dallandırıp budaklandırmanın alemi yok. Ne kaa ekmek, o kaa köfte. Gönder esvabları al gözlüğü. NOT: Bu işe Belkıs'ı karıştırma. Allah belanı versin, Orhan ERCAN

Sayın Orhan ERCAN dikkatlerine, Ankara, 18.01.1988 KONU: GÖZLÜK
Orhan Öküzü, Küstah faksını aldım. Köpek senin babandır nur içinde yatsın, enik! Esvablarını banyo sobasında yaktım. Gözlüğü, bedenindeki en münasip deliğe sok. NOT: Belkıs'in neler karıştırdığını bilebilseydin keşke. Afyon Vali Muavini Ekrem Bey’i bir sor bakalım kendisine. Helvanı yeriz inşaallah, Muharrem ENSARİ

Sayın Muharrem ENSARİ dikkatlerine, İstanbul, 19.01.1988 KONU:GÖZLÜK
Salak Muharrem, Gözlüğü sattım. Epeyi de para etti mübarek. İki kat yeni esvab aldım kendime. Benim bu işte karıdan gayri bir ziyanım olmadı, bu yaştan sonra da karıyı neyleyim, kovdum orospuyu kurtuldum zaar, olan senin gözlüğe oldu. NOT: O Ekrem itini görürsen söyle, onunla görülecek hesabım var. Tez Vakitte geberesin, Orhan ERCAN

Trafik cezası
Yasli bir amca eseginin üzerinde karayolunda seyretmektedir. Bunu gören trafik polisleri amcaya takilmak isterler ve onu durdururlar.
Polis: Be amca, necin dakman golani? (Golan: Emniyet kemeri)
Amca: Dakmam be iste!
Polis: E bak gördün mü, simdi ceza keseceyik.
Amca: Kes bakalim ne keseceysan da gidecem; acele isim var.
Polis: Peki amca, cezayi sana yazalim yogsam esege?..
Amca: ???
Polis: Yani cezayi sana yazarsak 5 milyon ödeycen, esege yazarsak 3 milyon ödeycen.
Amca: Bana kes o zaman.
Polis:Neden sana keseyoz amca?
Amca:Onun sicili temiz olsun polis yapacaz onu!

FOTOGRAF
Kadin, hisimla fotografcinin kapisindan iceri girmis.
Bas bas bagirmaya baslamis:
-Bu yaptıginiz terbiyesizliktir! Hayatimda boyle bir sey görmedim! Lutfen fotografimi vitrinden indirin!
-Fotografci gayet sakin:
-Hanimefendi o kadar guzel poz vermissiniz ki biz de o kadar guzel cekmisiz ki, bu nedenle fotografinizi buyutup vitrine koyduk! Kadin bu kez iyice feryat etmeye baslamis:
-Iyi guzel de fotografimin hemen ustunde bunun gibi alti tanesi bir milyon diye niye yazdiniz?

Helsinki zirvesi
Gulelim eglenelim...:) Tarihi zirveden notlar
* Helsinki'deki zirve AB liderlerinin toplantı salonunun bahçesinde kartopu oynamasıyla başladı. Aday ülke liderlerinin oyuna dahil edilmeyişi dikkat çekti. Bahçeye yapılan kardan adamın Rauf Denktaş'ı andırması üzerine Türk heyeti nota verdi. Liderler kardan adamı uçan tekmelerle devirince sorun çözüldü.
* Pazarlığın başında Hollandalı bir delege İsmail Cem'e "Birliğe girerseniz kokoreç ve işkembeyi yasaklamanız gerekir" deyince Cem "Siz domuzları yuduyudu veriyonuz, biz karışıyoz mu?" şeklinde karşılık verdi. Sinirini alamayan Cem, çantasından çıkardığı kuzu kellesini fırlattı, kelle Hollandalı delegenin kaburgalarını incitti. Kırk kadar delegenin "insanlık onuru işkenbeyi yenecek!" diye bağırması üzerine Cem sustu.
* Alman başbakan Şöhrer. "Türkiye AB'ye girerse koşullarımıza uymalıdır. Ecevit sigarayı azaltıp bıyıklarını kesmelidir. Türkler artık bardakla bel çekmekten ve işyerlerinde çay markası kullanmaktan vazgeçmelidir. Artık "Doğan görünümlü Şahin" diye bişey olmamalıdır. Hacı Şakir'in yerine Aziz Şakir, Arap kızlı sakızın yerine İskandinav kızlı sakız, Ezogelin'in yerine ise Cristingelin isimleri kullanılmalıdır. Spor yazarlarının top sakal bırakması yasaklanmalıdır, örneğin Bilal Meşe, örneğin Kâzım Kanat! Ayrıca kim çıkardıysa 'Almanya'da osurmak serbest' geyiğini bitirin, böyle bişey yok" diye konuştu. Cem "Bu koşullara uyamayız. Bi tek Ezogelin, Ecogelin olabilir, diğerleri olmaz" diyerek masaya vurdu. Şöhrer "Şaka ettim İsmail'im, hemen celallenme" deyince ortalık yumuşadı.
* İngiltere başbakanı Blair "Şu Küçük İbo meselesini de tatlıya bağlayın artık" dedi. İsmail Cem "Kıbrıs'tan Küçük İbo diye bahsetmeyin, ayıp oluyo" şeklinde konuştu. Blair "Bigün hep beraber Kıbrıs'a gidip kumar oynayalım" deyince ortalık yine yumuşadı.
* Türkler'e Avrupa'da serbest dolaşım hakkı verilmesi de şarta bağlandı. Bir delege "Türkler, Avrupa'da dolaşabilir, ama Ayna grubu hariç! Çünkü onlar gece gündüz çıkarmadıkları o kara gözlükleriyle sağa sola çarpıp Avrupa mağazalarına, duvarlarına zazar verirler!" dedi. İsmail Cem bunu kabul etti ama karşılığında Tarkan'ın Türkiye'ye verilmesini istedi. İtalyan başbakan D'alema "Tarkan, askerlik için Türkiye'ye gelir ama gece nöbeti yazılmayacak, patates soydurulmayacak, mümkünse levazım yazıcı yapılacak" deyince İsmail Cem "Herşeye tamam ama askerliğe karışamayız. O bizi de aşar, sizi de aşar!" karşılığını verdi.
* Türkiye için umutlar belirince Clinton, Ecevit'e telefon etti ve "Abi, bi zıplayın görünelim, şu işi riske atmayalım" dedi. Bunun üzerine Ecevit, Demirel'i de alarak Helsinki'ye uçtu. Liderlerden biri Ecevit'i internet ünlüsü Mahir'le karıştırıp "Sitenizi ilgiyle izliyorum" diye tebrik etti. Ecevit lafı tam anlamayıp "Evet efendim, Oran Sitesi'nde oturuyodum bi zamanlar" demesi konuyu kapattı.
*Türk tarafı durum değerlendirmesi yapmak için izin istedi. Başbaşa kalınca Demirel "Ne diyosunuz hoca, galbim güt güt atıyo, ben girelim derim" diye görüş belirtti. Ecevit "Girelim ama biz de bu şans varken, gelir Avrupalı'nın da iti uğursuzu bulur bizi. Zaten Türk mafyası canımızı okuyo, bi de İtalyan mafyasıyla, İspanyol mafyasıyla uğraşmayalım?!" dedi. İsmail Cem "Onlar sorun değil. Çakıcı'dan yararlanırız. Geze geze Galatasaray gibi oldu herif, dış saha tecrübesi çok fazla. Bütün mafyaların hakkından gelir" diyerek kuşkuları dağıttı.
* Görüşmeler tekrar başladı. Fransa başbakanı Şirak, Demirel'e "Madem Avrupalı olmak istiyosunuz, Asyalılar'a, Afrikalılar'a ana avrat küfredin, samimiyetinizi anlayalım" dedi. Demirel tam küfre girişecekken, İsmail Cem engelledi. Bu arada Tansu Çiller'in Helsinki'ye "AB'ye girmek için uğraşmayın! AB olmazsa CÇ'ye gireriz" şeklinde yolladığı faks ciddiye alınmadı.
*Sonunda zirveden "Türkiye efendi olursa bi daaki milenyuma kesin aday olur" kararı çıktı. Zirve sonrası liderlerden oluşan aile fotoğrafına Demirel "Benim çocuklarım sayılır" diyerek Cavit Çağlar, Kamuran Çörtük ve Ali Şener'i de sokmak istedi. İstek reddedildi. Aile fotoğrafında Demirel'in tek elini yere koyup çömelerek şirinlik yapmaya çalışması da ayrıca tepkiyle karşılandı.

İki yahudi
Iki Yahudi arkadas, piyasayi arastirmislar ve o sene haki renkteki kumasin moda olacagini ögrenmislerdi. Bütün varliklarini paraya çevirdiler. Piyasadaki bütün haki kumaslari satin aldilar. Depolari bu renkteki kumaslarla doldu ancak kimsenin bu kumaslara talip olmadigi görüldü. Iki kafadar artik iflasin esigine gelmislerdi. Moiz ve Aron dertli dertli oturuyorlardi. Artik biçagin kemige dayandigi bir gün kapi çalindi ve içeriye bir albay girdi: - Siz de dedi haki renkte kumas var mi? Kulaklarina inanamadilar. Hemen atildilar: - Evet albayim var, gösterelim dediler. Albay, dikkatle kumaslari inceledi. - Çok begendim, dedi. Bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000 adet haki renkte elbise yaptiracagiz. Ancak tabii ki benim tek basima begenmem yetmez. Generalimin de oluru lazim. Bana bir parça numune verin. Yarin öglen 12'ye kadar telgraf çekersem iptal ederim. Eger telgraf gelmezse kumaslari kesip imalata baslayabilirsiniz. O gece bitmek bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler, kimi zaman 'ya iptal olursa' diye gögüs geçirdiler. Ertesi gün saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile postaciyi beklediler. Gelmesin diye dua ederek. 12'ye 5 kala postaci sokagin kösesinden gözüktü. 'Belki bize gelmiyordur' diye ümitlendiler. Ancak postaci gelip kapilarini çaldi. Moiz, büyük bir kederle koltuga çöktü. Aron da çaresiz kapiyi açti. Postacinin elinde bir telgraf vardi. Aron titreyen elleri ile telgrafi açti, okudu ve sevinçle seslendi: - Müjde Moiz, baban ölmüs!

Kaptan Bravo
Günün birinde açik denizlerde yol alirken, gözcü seslenmis diregin tepesinden, "heyyoooo, uzakta bir korsan gemisi göründüüüüüü...." Bunun üzerine tüm mürettebat dehset içinde saga sola kosusturmaya baslamis.
Kaptan Bravo sakin bir sesle yardimcisina seslenmis, "bana kirmizi gömlegimi getirin." Yardimci derhal kaptanin kirmizi gömlegini getirmis... Bravo gömlegi giyerken adamlarini savas düzenine sokmus ve korsanlari yenmis...
Daha sonra, gözcü bu kez bir degil, iki korsan gemisini tespit etmis uzaklarda... Kaptan Bravo bu kez de kirmizi gömlegini istemis ve yine korsanlari duman etmis. O aksam, bütün mürettebat güvertede oturmut, o günkü zaferi konusurken, adamlardan biri kaptana sormuş: "Kaptanim, niye savastan önce kirmizi gömleginizi istiyorsunuz, çok merak ettik de, bagislayin sormakla bir kusur ediyorsam..."
Bravo soruyu cevaplamis: "Sundan istiyorum evladim... Eger saldiri sirasinda yaralanirsam kirmizi gömlek akan kanimi belli etmez, böylelikle siz de korkusuzca düsmanlarimiza direnmeyi sürdürürsünüz."
Ortaligi bir sessizlik kaplamis, sadece denizin sipirtisi ve rüzgarin yelkenlere dokunusu duyuluyormus... Adamlarin yürekleri kaptanlarinin cesaretine duyduklari hayranlikla güm be de güm atiyormus...
Safak sökerken gözcü bu kez bir degil, iki degil, ama tam ON korsan gemisinin yaklasmakta oldugunu tespit etmis. Mürettebat kutsayici bir sessizlikle kaptanlarina bakarak, onun o artik alisilagelen kirmizi gömlek talebinde bulunmasini beklemeye baslamislar.
Kaptan Bravo çelik gibi gözleriyle gemisine yaklasan korsan filosuna bakmis, sonra korkusuzca adamlarina dönmüs ve sakin bir sesle bagirmis:
"Kahverengi pantolonumu getirin bana!

Rusya ve Komünizm
Rusyada komünizm çöker. Ve 2 kominist partinin kurmayları bu sistemi yaşatmak için plan kurarlar. Ve planı uygulamaya başlarlar. Rusya'nın en yaşlı adamını bulup ona televizyona çıkıp bu yaşa kadar yaşamasının sırrının komünizm olduğunu söylemesini isterler. Adam da iki şartla kabul eder. Kendisi 115 yaşındaymış, 60senedir görmediği oğlunun bulunmasını istemiş. Herşey kabul edilmiş ve oğlu da bulunmuş. Fakat tel. programında herşeyi açıkladıktan sonra karşısına çıkartılacakmış. Neyse televizyonda canlı yayın başlamış, yaşlı adam komünizmi çok güzel övmüş, ve anında oğlunu yollamışlar ve adam oğluna sarılmış. Sistem spikeri sormuş "efendim 60 senedir görmediğiniz oğlunuzu nasıl tanıdınız?" yaşlı adam "Ceketinden

Sibirya'nin köylerinden birinde
Sibirya'nin köylerinden birinde cenaze mezarliga götürülüyormus. Misir tarlasinin ortasinda tabut köylülerin ellerinden düsüvermis. Tabutun icindeki ceset düsüp dereye yuvarlanmis. Akinti cesedi dinamitle avlanan balikcilarin yanina sürüklemis. Balikcilar "Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük" diye endiseye kapilarak cesedi askeri kislanin tellerine birakmislar. Nöbetçi er, bölgeye birinin yaklastigini düsünerek cesedi yaylim atesine tutmus. Hemen ambulans çagrilmis. Delik desik olan ceset hastaneye kaldirilmis. Operasyon alti saat surmus. Ameliyattan çikan doktor alnindan akan terleri silmis ve "çok zor oldu ama galiba yasayacak" demis!!!

Seni Ele Sevirem Ki!
Seni ele sevirem ki ...
Diyirsen ki, niye?
Ne bilim işte ele!
Seni görende bir hoş olir, ölür ölür ölirem...
Ahşam olir davar , nahır, mal gelir.
Komlar, ahırlar dolir
Sayiram sayiram biri eskig
Bi daha sayiram
Bi de bahiram ki, tamam.
Ama üzülirem;
Çünki sen gelmirsen.
Diyacahsan niye?
Bennam, işte ele!

Yassi olir;
Sekide ekmek yiyeceğam
Civil lavaşi dürüm edir , tamkıtliram,
Sen ahlıma gelirsen, yiyemirem.
Sen ahlıma gelirsen, boğazımda dügümlenir.
Gene diyirsen ki, niye?
İşde ele...

Anam örtüleri sarir...
Gendi gendimi yiyirem.
O da gidir , kalli biçare galiram.
Gözlerim süzülir, yuyicağam, uyiyamiram.
Gafam garişir, yüreğim sığışir, yatamiram.
Gene diyirsen niye?
İş de ele!

Guşluğa doğri daliram
Hayal, hülya görirem, sanki yanıbdasan
Sevinir, sevinir bir hoş oliram,
Bir de ayıliram ki, yasdığa sarılmışam
Diyacaksın ki , niye?
Amaan , iş de ele.

Sabah olir, horozlar ötir, gün doğir...
Gahiram tavuhlara, culuhlara yem verirem...
Culuhlari dutir dutir öpirem;
Onlari bile sene benzedirem.
Saggın deme niye ?
Ne bilim , iş de ele !

Gün gibi gelir ,ay gibi gidirsen.
Beni yiye yiye bitirirsen.
Hep ömrümden götirirsen.
Seni sevdigimi de çoh ey bilirsen.
Diyirsen ki, niye ?
Bilirsen , iş de ele!

Babam beni gapiya goymir diyirsen.
Ey helt yiyirsen.
Gomşulara, emin, bibin, ezen gile gidirsen...
Madem ele çıh cama, tırhıca gel!
Yüzün görim, bu da bene yeter
Saggın deme niye!
İş de ele..

Erzurum Şiirler Antolojisi.

Taka kaptanı temel reis
Taka kaptanı temel reis yıllardır hersabah kasasını açar ve çıkardığı kağıt parçasına dalgın dalgın bakarmış. Sonra onu dikkatle kasaya koyar ve kimseye emanet etmediği anahtarıyla dikkatle kilitlermiş.Tayfa merak içindeymiş,define haritası falan zannediyorlarmış.bir gün temel reis ölmüş.Anahtarı koynundan alıp sararmış kağıtı çıkarmışlar Şöyle yazıyormuş: "Sancak sağ, iskele sol."

Temelin biri birgün denize gider
Temelin biri birgün denize gider, soyunur elbiseleri sahilde birakir. Çirilçiplak girer denize epey yüzdükten sonra döner gelir sahile bakar elbiseler yok. Çaresiz bir eli önde bir eli arkada adem gibi eve gider. Yolda yasli Temellerden birisi görür sorar usagim bu ne hal Temel durumu anlatir, yasli Temel ula salak usagim yüzünü kapat oni kim taniyacak der.

Toyota - Kriko !
Japonun biri rizede bir kahveye girmiş ve herkeze kafa tutmuş
Var mı aranızda delikanlı? Varsa çıksın dışarı ! Tahmin edeceğiniz üzere Temel kapıya doğru yürümüş.
Çıkıyorum ulan, görelim bakalım erkekliğini !..
Birkaç dakika sonra Temel ağzı, burnu dağılmış halde kahveye geri dönmüş.
Peşinden de Japon kasılarak içeri girmiş. Temel'i gösterek söylenmiş:
Kore - Teakwon Do !
Birkaç gün sonra Japon yine gelmiş. Yine meydan okuma. Yine Temel'den rest.
Ve birkaç dakika sonra kapıda yine ağzi burnu dağılmış bir Temel ! Ve peşinden kasılarak yaptığı oyunu açıklayan Japon:
- Çin - Kung Fu !
Temel'in yaraları iyileşir iyileşmez yine aynı hikaye... Dayak yemekten ayakta duramaz hale gelmiş Temel ve hergün değişik bir stil kullanan Japon:
Japon - Karate !
Ve bir sonraki gün Japon yine kahveye gelip, yine herkese kafa tutmuş.
Japonun restini gören yine Temel olmuş. Birkaç dakika sonra herkes suratı dağılmış bir Temel beklerken bu defa Japon her tarafı kanlar içinde kapıda belirmiş. Temel de hemen arkasından gelmiş ve Japon'u gösterek gülümsemiş:
- Toyota - Kriko !

Yasli borsaci ile genc borsaci
Yasli borsaci ile genc borsaci parkta sohbet ederek dolasiyorlar. Yasli, gence meslegin puf noktalarini anlatiyor:
- Bak evladim. Bu meslekte basarili olmak icin sadece firsatlari degerlendirmek yetmez. Zaman zaman firsatlari da senin yaratman gerekir.Bunun icin surekli dikkatli olman gerekir. Uygun bir yorumla hic umulmadik olaylar bile, cok buyuk firsatlara donusebilir. Bak mesela, su karsida gordugun taze kopek pisligi sana sadece igrenc bir sey olarak geliyordur. Ama ben eger, "su pislikten bir lokma agzina atarsan sana 1 milyar lira veririm" dersem, olay senin acindan nasil da buyuk bir firsata donusuverir, degil mi? Yapar misin?
-Genc borsaci tabi efendim der. Parmagini pislige daldirir, bir lokma alir yutar. Yasli borsaci cebinden bir milyari cikartir, gence verir.Bir sure yururler, genc dayanamaz sorar:
- Hocam, ben size ayni teklifte bulunsaydim kabul eder miydiniz Bakin ileride de baska bir pislik var. Bir milyar karsiligi denermiydiniz?
Yasli borsaci tabi ki der. O da bir lokma alip yutar. Genc borsaci da cikartir, biraz once kazandigi 1 milyari iade eder. Bir sure sessiz sessiz yururler. Genc yine dayanamaz sorar:
-Hocam. Ne sizin cebinizdeki para miktari degisti. Ne de benim cebimdeki. Soyler misiniz, biz bu boku niye yedik?
Kurt borsaci cevap verir:
Oyle deme evladim. 2 milyarlik islemhacmi yarattik!!!

KISA PİST
Bizdeki Temel Hikayeleri batı dünyasında Polonyalılar ve İrlandalılar için anlatılır. Biri Polonyalı biri de İrlandalı iki pilotun kullandığı uçak bir hava alanına yaklaşırken Polonyalı pilot kuleye telsiz ile "İnmemi istediğiniz pist çok kısa!" demiş. Kule ise verdiği cevapta pistin normal uzunlukta olduğunu ve uçağın oraya inebileceğini bildirmiş.
Biraz sonra Polonyalı kuleye yine "İnmemi istediğiniz pist çok kısa!" mesajını vermiş ve yine aynı cevabı almış, "Pist normal uzunluktadır, uçağınız emniyet içinde inebilir"
Polonyalı ve İrlandalı çaresiz o piste inmeye karar vermişler ve inişe geçmişler. Son anda Polonyalı ile kule arasında yine "Pist çok kısa-Hayır değil" muhabbeti olmuş ve uçak piste inmiş, inmiş ama indikten bir, iki saniye sonra da pisten çıkıp toprağa saplanmış.
Polonyalı İrlandalı pilota dönüp "Yahu o kadar da söyledim ama adamları bir türlü pistin çok kısa olduğuna inandıramadım"diye dert yanarken İrlandalı etrafına bakınmış ve "Evet" demiş "Kısa olmasına kısa ama ben hayatımda hiç bu kadar geniş bir pist görmedim, keşke enine inse idik!"

YUMURTA
Utangaç delikanlı bir genç kıza aşık olur. Sürekli onu izler ama bir türlü duygularını söyleyemez. Bir gün artık kesin konuşmaya karar verir. Kızın peşine düşer. Kız büyük dükkanlardan birine girer, alışveriş yapmaya başlar, sepetlerini paketlerle doldurur, bu arada bir pakette yumurta alır. Alışverişini bitirdikten sonra yürüyerek evine gider. Delikanlı da peşinden. Utangaç oğlan, her köşebaşında, "Bir daha ki köşe başında kıza yetişip" konuşmaya karar verir ama her seferinde bir sonraki köşebaşına erteler. Sonunda kız evine gelir, merdivenleri çıkıp içeri girer. Dışarıda kalan delikanlı bir zaman orada durduktan sonra "Artık konuşacağım" deyip evin merdivenlerini tırmanır. Kapıyı çalar. Kapıyı kız açar. Oğlan kızı karşısında görünce yine eli ayağına dolanır, ne söyleyeceğini unutur. Kızsa oğlanın yüzüne bakmaktadır. Sonunda, oğlan elini cebine atar, marketten aldığı tek yumurtayı çıkarıp uzatır kıza...
"Yolda yumurtanızı düşürdünüz. "der" Onu getirdim..."

HIC BU KADAR IYI OLMAMI$TIM
Ciftcinin biri kopegiyle birlikte at arabasina binmi$ ak$amustu kasabadan ciftligine donuyormu$..derken hizla gelen bir Mercedes at arabasina arkadan bindirmi$, at da araba da devrilmi$,$erif hemen olay yerine gelmi$ ama olanlar olmu$ bi kere...
Aylar gecmi$ adam hastaneden mahkemeye cikacak kadar iyile$mi$,kar$i tarafin avukati $erif'i tanik olarak cagirmi$ ve sormu$:
"$erif, kaza olduktan hemen sonra ciftcinin yanina yakla$tiniz ve nasil olduguna baktiniz... ciftci size bir$ey soyledi mi?"
"Evet efendim.. "hic bu kadar iyi olmami$tim"dedi........"
Herkes $a$irmi$, ciftcinin avukati "tamam kesin kaybettik"diye somurtmu$, savunma bu sefer ciftciye dönmü$:
"Gercekten orada kanlar icinde yatarken davaliya "hic bu kadar iyi olmami$im"dediginiz dogru mu???"
Ciftci kursuye gelmi$:
"Evet oyle dedim....bu $erif olacak adam once atimin yanina yakla$ti, hayvancagiz devrilmi$ kanlar icinde yatiyordu bacagi kirilmi$ti, $erif ona bakti bakti -vah vaah hic iyi gorunmuyor- dedi ve atimi vurdu....
... sonra kopegimin yanina geldi.. kopegim aci icinde inliyordu o da kanlar icindeydi, $erif ona bakti -vah vaah hic iyi gorunmuyor-dedi ve kopegimi de vurdu.....
... sonra bana yakla$ti...ben kipirdayamiyordum sanirim bacagim kirilmi$ti ve cok kotu kaniyordu, bana bakti bakti ve -vah vaah sen iyi misin- diye sorunca ben de "HIC BU KADAR IYI OLMAMI$TIM"dedim!!!

MÜTHIS AVUKAT
Recai sehrin en gözde semtinde bir büro tutmus, içini güzelce dösemis, kapiya da 'AVUKAT RECAI SASMAZ' yazili bir tabela asmis. Yeni bürosunda ilk sabah otururken kapi çalininca Recai sekreterine 'Kapiyi aç kizim' demis.
Sekreter kapiyi açip gelen adami Recai'nin odasina soktugu an da Recai eline telefonu alip konusmaya baslamis 'O is tamam beyim, zaten benim aldigim bir davada kötü bir netice çikamaz, tabi...tabi hemen kurtaririz. Saban'i da ben kurtarmistim Mahir'i de. Siz hiç merak etmeyin Ankara'da çok tanidik var....'
Konusma böylece bir kaç dakika daha devam ettikten sonra Recai sekreterinin odaya getirdigi adama dönüp 'Ahh efendim' demis 'Kusura bakmayin sizi beklettim. Ama görüyorsunuz ki isler çok yogun. Sizin ne davaniz vardi?'
Adam 'Hiiç' demis 'Benim davam filan yok, ben telefonu baglamaya gelmistim!'

Hayat Arkadaşlığı Bu işte
Amerika'da ölen bir kadin icin kilisede cenaze töreni düzenlenmisti. Tören sonunda cenaze görevlileri tabutu tasirken, tabutun ön bölümünü yanlislikla kilisedeki sütunlardan birine carptilar. Bu olaydan sonra tabuttan bir inilti sesi duyuldu. Tabut acildi ve öldügü sanilan kadinin yasadigi anlasildi. Bir süre hastanede tedavi edilen kadin iyilesti ve 10 yil daha yasadi.10 yil sonra öldügünde ise cenaze töreni yine ayni kilisede yapildi. Tören sonrasi görevliler tabutu tasirken, kilisedeki ayni sütunun önüne geldiklerinde, ölen kadinin kocasinin, arkalardan sesi duyuldu;
"Lütfen sütuna dikkat ediniz......."

Dolap beygiri
Bugdayi kirip bulgur yapmak icin yaygin bir sistem vardir. Kocamaaan silindirik bir tat, ortasina bagli bir kalas araciligiyla at, esek gibi bir binek hayvaninin gucunden faydalanilarak dondurulurdu. Anadolu'da halen bazi koylerde kullanilir bu sistem.
Neyse, hikayemiz eski zamanlarin birinde Anadolu'da geciyor. Agamiz birkac koyun sahibi. Bir gun koylerini teftise cikar. Zaman da tam hasat zamanidir. Herkes bugdayini toplamis, bulgurdur, undur ihtiyaci ne ise uretmeye calisiyor. Koylulerden birinin esegi aganin dikkatini ceker. Esegin boynunda bir cingirak vardir. Aga meraklanir; " Bu nedir?" diye sorar. Koylu cevaplar:
"Esek kalasin ucunda dondururken cingirak ses yapiy agam," der.
"Biz de ses ciktikca esegin calistigini anliyik. Ses cikmazsa, essek durmis demektir. Gelirik, essegi yeniden yuruturuk."
Aga sorar:
"Peki essek durip kaffasini iki yana sallar ise ne olacah?"
Koylu cevabi yapistirir:
"Agam, senin gibi akilli essek nerede?"

Tahta bacaklı korsan
Bir liman barinda bir denizci ve bir korsan sohbet etmekte ve karsilikli maceralarini anlatmaktadirlar. Korsanin tahta bacagini, elindeki kancayi ve bir gozunu kapatan bandi farkeden denizci sorar:
"Eee,bacagini nasil kaybettin?"
Korsan anlatir:
"Denizin ortasinda firtinaya yakalanmistik. Dev bir dalga beni güverteden aldi goturdu. Adamlarim beni gemiye cekerken bir grup kopek baligi ortaya cikti ve aralarindan biri bacagimi kopariverdi.."
"Korkunc..." diye sizlanir denizci "peki o kanca nedir?"
"Aaa...," diye devam eder korsan, "bir ticaret gemisine borda etmistik, tabancalar patliyordu, kiliclar sakirdiyordu. O kargasada elim koptu gitti...kimin yaptigini goremedim bile.."
"Aman Tanrim.. dehset verici bir sey bu.... peki gozunun ustundeki bant nedir?"
"Bir marti geldi ve gozumun ustune pisledi..." diye cevap verir korsan.
"Yani gozunu bir kus pisligi mi kor etti?" diye merakla sorar denizci.. "ama nasil olur?"
Korsan gayet sakin anlatir:
"Kancayi taktiklari ilk gundu, tamam mi?"

Agustos Böcegi ve Karinca (Son versiyon)

Karinca yaz boyunca çalisirken agustos böcegi saz çalmis. Bilirsiniz hikayeyi... Tabi kis gelmis, karinca sicacik evinde afiyet içinde yasiyorken bir gün kapisi çalmis. Bakmis agustos böcegi. Tamam demis, yaz boyunca saz çaldin simdi aç kaldin ve benden yemek istemeye geldin, degil mi? Saz çalacagina biraz çalismis olsaydin böyle aç kalmazdin demi?.Agustos böcegi de 'Yoo. Yanlis anladin demis. Biz yaz boyunca saz çalinca, ayiptir söylemesi biraz para yaptik da demis. Hatta meshur da oldum, simdi avrupa turnesine çikiyorum. Belki oralardan istedigin birseyler vardir, diye sormaya geldim' demis. Hakikaten de karinca bir bakmis agustos böceginin hiç öyle aç bir hali yok. Üzerinde bir kürk var, arkada da kocaman bir limuzin, önünde söförü ile onu bekliyor. 'Yok, bir sey istemiyorum' demis. 'Ama Fransa'ya ugrayacaksin degil mi?' diye sormus. Agustos böcegi de 'Evet' demis. 'Iyi o zaman'! demis, karinca 'Paris'e gidince orada La Fontaine diye bir adam var, onun yüzüne bir tükür benim için, oldu mu?' demis.

Kaplumbağalar
Kaplumbağaların çok uzun yaşadıkları bilinir. Kaplumbağalar bir gün piknik yapmaya karar vermişler. Yer olarak dağı seçmişler. Hazırlıklara başlamışlar, 10 yıl geçmiş, 20 yıl geçmiş, 30 yıl geçmiş, hazırlıkları bitirmişler. Yola çıkmışlar, 10 yıl geçmiş, 20 yıl geçmiş, 30 yıl geçmiş, 40 yıl geçmiş, 50 yıl geçmiş, 100 yıl geçmiş, 150 yıl geçmiş dağa varmışlar. Yemekleri hazırlamaya başlamışlar, 10 yıl geçmiş 20 yıl geçmiş, 50 yıl geçmiş hazırlıklar bitmiş, tam yiyecekler, gazoz açacağı yok. Ne yapıcaz ne yapıcaz. Yaşlılardan biri "Gençlerden biri gidip alsın ben dayanamam" demiş.Gençlerden biri seçilmiş. "Ama ben gelmeden yemeyin" demiş. Yola çıkmış, 10 yıl geçmiş, 20 yıl geçmiş, 30 yıl geçmiş, 50 yıl geçmiş 100 yıl geçmiş, 150 yıl geçmiş, 250 yıl geçmiş, artık yaşlı kaplumbağalardan biri "Ben dayanamayacağım yiycem" demiş. Tam ilk lokmayı yerken çalılıklar sallanmış, genç kaplumbağa çıkarak "Biliyodum lan yiyceğinizi, gitmiyorum işte!"

Kokoreçci ile Deniz Baykal
Kokoreçci ile kestanecinin yanina bu sefer Deniz Baykal gelir.
Kestaneci- Baykal Abey, sana kisaca Hizipçi diyebilir miyim?
Deniz- Tabii canim.
Kestaneci- Hizipçiii, sen kendine bir parti kurup CHP'yi rahat biraksan olmuyo mu?
Deniz- Haaaahaha ayol ben Erbakan miyim ki zirt pirt parti kurayim?.. Hem ben de o kadar delege ne gezeeer?,,, Hem Ankara'da taban mi kaldi? Ben CHP'ye genel baskan oldum, siz oy verdiniz mi? Ben çok degistim duydunuz mu? Hizip yapmayi sever misiniz? Siz ayrilsaniza. Niye sürekli berabersiniz? Ayri ayri daha çok is yaparsiniz. Kokoreçci bu kestaneci senin için ne dedi biliyor musun? Gel kulagina söyleyeyim.
Kokoreçci- Deme ya.. Alçaaakkk.
Kestaneci- Anaaa. ne vuruyon lan?
Kokoreçci- Deniz abim hakli.. Ben artik ayri çalisicam.
Kestaneci- Yürüüü. anca gidersin..
Deniz- HaHaaHaha. hadi bakalim.

Delikanlı`nın El kitabı
Delikanli adam ayagini yorganina göre uzatmaz.Uygun yorgani yoksa yorgansiz yatar.
Delikanli adam rejim yapmaz.Yapana da iyi gözle bakmaz.Diyet yogurt,peynir vs yemez.
Delikanli adam kisa pantolon giymez. Zorunlu hallerde sort giyer.
Delikanli adam az konusur öz konusur.
Delikanli adam kodu mu oturtur.
Delikanli adam borcunu öder.Sadece diger delikanlilardan borç alabilir.Labunyalardan borç alamaz.
Delikanli adam Haydar Dümen ve Güzin Abla gibi sahsiyetlerle muhatap olmaz.
Delikanli adam acil durumlar disinda kosmaz.
Delikanli adam telesekreteri kendine muhattab gormez
Delikanli adam Scooter tipi motorlara binmez.
Delikanlı Programcının el kitabı:
Delikanli programci Buble sort kullanmaz, Istisnai durumlarda selection sort kullanabilir.
Delikanli programci Microsoft uygulamalarini sadece zorunlu hallerde kullanir.
Delikanli programci Programi yazmaya baslamadan once en efficient algoritmayi kurar.
Delikanli programci Copy - Paste yapmaz. Zorunlu hallerde diger delikanli programcilcilardan algoritmayi alir.
Delikanli programci Compile Time Errorlarla muhattap olmaz
Delikanli programci Acil durumlar disinda input kontrollerini tamamlamadan programi kosmaz.
Delikanli programci Windows Eplorer'i kendine muhattap kabul etmez.
Delikanli programcinin commentleri az ve ozdur, laga - luga yapmaz.
Delikanli programci "KODU" mu oturtur.

Olay bir mahkeme salonunda cereyan ediyor...
Önemli bir davada tanıklık etmek üzere yaşlıca bir teyzeyi çağırırlar.Kadın yerine oturur ve davalının avukatı kadına yaklaşır...
"Bayan Jones, beni tanıyor musunuz?"
Yaşlı teye cevap verir,
"Evet Bay Williams, sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum. Siz taaa o zamanlar bile aileniz için tam bir başbelasıydınız. Şimdi de sürekli yalan söylüyorsunuz, karınızı komşunuzla aldatıyorsunuz, en yakınım dediğiniz insanların arkasından dedikodu yapıyorsunuz. 2 dolar fazla kazanmak için, herkesi satarsınız."
Davalının avukatı başta olmak üzere bütün salon şok olur. Avukat ne yapacağını bilemez bir halde tekrar sorar.
"Peki bayan Jones, ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz?"
Kadın cevap veriri:
"Elbette tanıyorum, çocukluğunda ona dadılık yapmıştım. Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir. Etrafında bir tek dostu yokturve herkes onun geceleri hala altınakaçırdığını söylüyor."
Yine herkes şoktadır. Bütün salonu bir uğultu kaplar. Hakim
kürsüye tak tak tak vurup herkesi susturur ve her iki tarafın avukatını kürsüye çağırır. Kürsüye iyice yaklaşmalarını işaret eder ve kulaklarına fısıldar,
"Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız ikiniz de yandınız"

Yahudi, Hristiyan, Müslüman
Bir Yahudi, bir Hıristiyan ve bir Müslüman kimin daha çok dindar olduğuna dair tartışıyorlarmış
"Çölün ortasında devemin üzerinde gidiyordum" demiş Müslüman.
"Aniden, nereden geldiği belli olmayan çok büyük bir kum fırtınası koptu. Devemin yanına uzandım, deveyle birlikte kumlara daha çok gömüldükçe, gerçekten sonumun geldiğini düşündüm. Ama, Allah 'a inancımı yitirmedim. Dua ettim, dua ettim ve aniden etrafımdaki on millik alanda fırtına durdu ve ben köyüme dönebildim.
Hıristiyan , "Bir gün okyanusta küçük bir kayıkta balık tutarken, dev bir fırtına koptu. 2 metre boyunda dalgalar! Gerçekten sonumun geldiğini sandım. Tanrı 'ya dua ettim, dua ettim ve sonra etrafımdaki on millik alanda fırtına dindi, ben karaya çıkabildim."
Yahudi anlatmaya başlamış. "New York şehrinin ortasındayken, yerde siyah bir çanta gördüm. Çantanın içine bakınca parayla dolu olduğunu gördüm. Cumartesi günü olduğundan ve bizim bu kutsal günümüzde paraya el sürmemiz yasak olduğu için, gerçekten sonumun geldiğini düşündüm. Ama, inancımı yitirmedim. Dua ettim, dua ettim ve aniden, etrafımdaki on millik alanda "Salı" oldu.

Yasli Fred, hastaneye kaldirilmis
Yasli Fred, hastaneye kaldirilmis. Ailesi, aile papazini da kendilerine eslik etmesi ve geregi halinde gorevini yapmasi icin cagirmis. Papaz ve aile efradi yatagin etrafinda beklerken,
Fred'in durumu aniden kotulesmis. Yatagindan yari dogrularak, el isaretleri ile yazacak bir seyler istemis. Papaz, anlayisli bir sekilde, Fred'e bir kagit ve bir kalem uzatmis. Fred titreyen ellerle hizli hizli kagida bir seyler yazip kagidi papaza uzatmis ve aniden olmus. Papaz, boyle acili bir anda kagittakileri okumanin dogru olmayacagini dusunerek kagidi cebine sokmus. Birkac gun sonra, Fred'in cenazesi sirasinda, Fredin verdigi kagidin cebinde oldugunu hatirlamis. Cenazenin gomulmesinden hemen once, Papaz ileri cikarak: "Sevgili Fred, olmeden hemen once benden kagit isteyerek birseyler yazdi. Zamani uygun olmadigi icin o anda bakmadim fakat simdi, hepinizin onunde bu notu okumak istiyorum!" demis ve cebinden kagidi cikararak yuksek sesle okumus: "Lutfen bir adim sola cekil. Oksijen hortumuma basiyorsun!?!!"

DEVEKUŞU
Tavsan ormanda yururken bi hayvan gormus.
Senin adin ne demis,benim adim katir demis hayvan.
Sana neden katir derler demis tavsan.
O da,benim babam at, annem esek ondan bana katir derler demis.
Tavsan da,hiimm enteresan demis ve yurumeye devam etmis.
Biraz gidince bi hayvan daha gormus, sana ne derler demis.
O hayvan bana kurt kopegi derler demis.
Sana neden kurt kopegi derler demis.
O da, benim babam kurt annem kopek o yuzden demis.
Tavsan enteresan demis ve yurumeye devam etmis. Biraz sona bi hayvan daha gormus.
Sana ne derler demis.
Bana Devekusu derler demis.
Tavsan da : "Haadi leeeyn.. "

adin ne evladim?
Imam Hatip Lisesinde teftis yapan bir mufettis sinifa girer..Ders Kur'an-i Kerim'dir. Bir ogrenciyi kaldirarak ismini sorar.
Ogrenci:"Fatih" diye cevap verir..
Mufettis : "Peki oyleyse yavrum Fatiha suresini oku bakalim.."..cocuk sureyi okur.
Sira baska bir ogrenciye gelmistir.
Mufettis yine sorar.."Ismin ne cocugum?"
cocuk cevap verir: "Yasin ama arkadaslar kisaca Kevser derler ":))

Noel Baba 'ya mektup
Postanede çalışan memurlar yılbaşı günü Noel Babaya yazılmış bir mektuba rastlarlar. Tabii Noel Baba diye birisi olmadığı için mektubu kandileri açıp okurlar. Mektupta şöyle yazıyordur ;
"Sevgili Noel Baba. Ben 10 yaşında bir çocuğum. Hiç kimsem yok. Yetimhanade kalıyorum. Diğer arkadaşlarıma birçok hediye geldi ama bana hiç hediye getiren olmadı. Senden üç şey istiyorum. Bana bir kalem, bir kalemkutusu, bir de ayakkabı gönderirsen çok sevinirim"
Memurlar mektubu okuyunca çocuğa çok acırlar. Kimsesiz çocuğu mutlu etmek ve noel babaya olan inancını sarsmamak için kendi aralarında para toplayıp hediyeleri kendileri almaya karar verirler. Kalem ve ayakkabıyı alırlar, para yetmediği için kalemkutusunu alamazlar.Aldıkları hediyeleri gönderdikten günler sonra çocuktan teşekkür mektubu gelir. Mektup şöyledir :
"Sevgili Noel Baba, gönderdiğin hediyeleri aldım.Beni çok memnun ettin. İstediğim hediyelerden birisi gelmemiş. Onu da herhalde postanedeki şerefsizler almıştır."

YALANLAR
Ayakkabı satıcısı: "Zamanla açar merak etmeyin"
Tezgahtar: "Ne zaman isterseniz getirin değiştirelim"
Ev sahibi: "Almanya'dan oğlum gelecek, evi boşaltın"
Borçlu: "Abi valla bi sıkışıklığım oldu en kısa zamanda ödicem"
Kefil arayan: "Formalite be abi bunlar"
Bilgi işlem müdürü: "Ne yapalım sistem çöktü"
Evli erkek: "Hayatım bu gece geç gelicem. Büroda çok iş var !"
Evli kadın: "Sevgilim, bugün arkadaşlarla sinemaya gittik"
Bilgisayar satıcısı: "Ohooo...bu seni en az iki sene idare eder"
Araba satıcısı: "Abi şerefsizim orijinal boyası"
Patron: "Arkadaşlar, hepimiz kemerlerimizi sıkmalıyız"
...ve güncel yalanlar
Müteahhit: "Taş gibi oldu taş !"
Belediyeci: "Abi sekiz katı çıktın, şimdi sen de bize bi güzellik yapıcan"
Deprem uzmanı: "Valla ben olsam bu gece sokakta yatardım"
Politikacı: "Yaralar sarılacaktır"
Geyikçi: "Muhakkak CIA sismik bomba attı, deprem meprem diil bu !"

Yaşlı kadın
Yasli kadin oldukca dinibütün bir insanmis..her sabah kapisinin önüne cikar ve bagira bagira dua edermis :
"Tanrim bize verdiklerin icin sana sukurler olsun"
Ve ardindan her seferinde de yan komsusunun sesi duyulurmus :
"Tanri yok kadiiin Tanri yok!!!"
Yasli teyze ne kadar sinirlense de yine her sabah dua edermis, oteki komsu da inadindan her seferinde ona oyle bagirirmis..neyse.. bir aksam, komsusu yasli teyzeye bir oyun etmeye kalkmis..markete gidip bi sürü meyve sebze ekmek vs.alip torbalara doldurmus, yasli teyzenin kapisinin önüne birakmis...ertesi sabah teyze kapiyi acip da yiyecekleri gorunce cok sasirmis ve sevincle bagirmis :
"Sana sukurler olsun Tanrim,bu gonderdigin yiyecekler icin sana sukurler olsun!!!"
Ve agacin arkasindan onu seyreden komsusu seslenmis :
- "Tanri yok kadiiiin Tanri yok!!! O yiyecekleri ben aldiiiim!!!"
Yasli teyze hic istifini bozmamis :
- "Yuce Tanrim sana ne kadar sukretsem azdir!!!! Hem bu yiyecekleri gondermissin hem de parasini seytana odetmissin !!!"





GMT



>Bir rahip berbere gider. Saclarini kestirir. Berbere tesekkur eder ve
>borcunu sorar.. "Mu